24 Şubat 2013 Pazar

23.02.2013

Dün akşam, liseden arkadaşım Sibel ve eşi Onur'u evimizde ağırladık. Yirmi yıldan daha uzun bir süredir arkadaşım olan Sibel'in kızı İlayda, oğlumdan 3 ay kadar sonra doğmuştu. Bebeklerimiz yanyana geldiklerinde, ileride ne kadar çok haylazlık yapıp başımıza dert açacaklarının sinyallerini verdiler.

 

14 Şubat 2013 Perşembe

Sevgililer Günü ve Beyaz Gün

14 Şubatlarda benim kadar şanslı olan adam az vardır. Evliyim ama Sevgililer Gününü ya da hediye almam gerektiğini hatırlamam gerekmiyor. Hemen ne biçim bir adam olduğumu dilinize dolamayın ve önce okuyun.

14 Şubat Sevgililer Günü Japonya'da biraz farklıca gelenekleşmiş. Şöyle ki: kızlar, hanımlar değer verdiği erkeklere çikolata hediye ediyorlar. Bu erkekler onların sevgilileri ya da eşleri olabileceği gibi babaları, abileri, yakın arkadaşları da olabiliyor. Erkeklerin bir şey alması beklenmiyor. Çikolata mağazaları, pastaneler 14 Şubata özel çikolatalar hazırlayıp satışa çıkartıyorlar ve bayanlar bunları çok hızlı bir şekilde tüketiyor. Bu durum bayanlar açısından daha zor çünkü çikolata almaları gereken kişilerin sayısı arttıkça hem kim için nasıl bir çikolata seçeceklerini düşünmek durumundalar, hem de ekonomik durumlarını göz önünde tutmak zorundalar.

Sekiz yıldan beri bu durumun keyfini çıkartıyorum, zira eşim Japon. Evlenmeden önceki seneler de dahil olmak üzere eşimden çikolatalar alıyorum. Eşim Japonya'dayken de, Çin'de çalışırken de ve şimdi Türkiye'deyken her 14 Şubat bana çikolata almıştır. Ama artık Türkiye'de birlikte olduğumuzdan Sevgililer Gününü her 14 Şubat'ta beraber kutluyoruz.


Diğer taraftan, yine yaklaşık sekiz senelik arkadaşım Chie de 14 Şubatlarda bana Japonya'dan çikolatalar göndermiştir. Bugün için gönderdikleri de çok güzeldi. İşte yazının başında ne kadar şanslı olduğumu belirtmekteki diğer sebep budur. Bir diğer sebep ise, -yakın arkadaşlarım çok iyi bilir- çikolata düşkünü olan, çikolatasız bir günü geçmeyen, bir oturuşta bir kilo profiterol yiyen biri olan benim için 14 Şubatların bu sayede tam bir bayram haline gelmesidir. Ancak yaşım artık 38 olduğu için dikkat etmeye başlamam gerektiğini de hissetmiyor değilim.


Ne var ki, bu durumun benim için zor olan bir tarafı da var. Japonya'da 14 Mart için Beyaz Gün tanımlaması yapılmış. İşte bu Beyaz Gün, 14 Şubat'ın karşılığı oluyor. Yani Beyaz Günlerde erkekler de hanımlara çikolata alıyorlar. Ve bir bakıma 14 Şubatta aldıklarına karşılık vermeleri gereken bu günde, kendilerine kimlerin hediye verdiklerini hatırlamak durumundalar. Diğer taraftan o hanımların kendileri için girdiği sıkıntıları tahmin edip ona karşılık gelen bir çaba ve değer verdiklerini göstermek zorundalar. Benim için diğer zor tarafı ise şudur ki, bizim gündemimize girmeyen 14 Mart'ın özel bir gün olduğunu hatırlamam gerekiyor.

Bu satırları okuyan herkesin Sevgililer Gününü kutlar, mutluluklar dilerim.

8 Şubat 2013 Cuma

Kedi Kiralama

Sinema festivallerinin bana kazandırdığı en önemli şeylerin başında Uzakdoğu sinemasında çok ciddi çalışmalar yapıldığını öğretmesi oldu. Hollywood bile bu filmleri, bu yönetmenleri keşfetti ki, artan bir ivmeyle pek çok yönetmen film yapması için Hollywood'a çağrılıyor, pek çok Uzakdoğu filminin Hollywood versiyonları çekiliyor.*

Hollywood güdümlü Türkiye sinema salonlarında vizyona alınmayan pek çok Japonya, Kore, Çin, Hong Kong filmlerini kendi çabalarımla elde edip kendime izleme imkanı yarattım. Bu sayede birçok yönetmeni ve oyuncuyu tanıdım, takipçileri oldum.

Bu yönetmenlerden biri de Naoko Ogigami. Japonya'nın bayan yönetmenlerinden biri olan Ogigami, şimdiye kadar beni hiç hayalkırıklığına uğratmadı. İnsanın içini ısıtan filmleri çok sevimli karakterlerle, konular ve insanlar arasında farklı bağlantılar kurarak biraraya getiriyor ve çok güzel filmlere imza atıyor. İşte bu filmlerden biri olan Kedi Kiralama filmini (orj. Renta Neko), Japonya'daki arkadaşım Chie'nin doğum günü hediyesi olarak gönderdiği DVDden seyrettim.

 
Kedileriyle birlikte yaşıyan bir genç kızın, kedilerini kiraya vermesinin konu edildiği bu güzel filmde işlenen esas konu, insanların hayatlarındaki "boşlukları doldurması" üzerine kuruluyor. Kediler, her ne kadar bu amaç için bir araç olarak görünse de filmde çok güzel kullanılmış ve filmin çekim görüntülerini de seyrettiğim kadarıyla bunun için büyük bir emek harcanmış.
 
Ogigami'nin bende DVDsi olan diğer iki filmi, Tuvalet ve -İngilizce vizyon adıyla- Kamome Diner, izlediğim en güzel filmler arasındaydı. Henüz seyretmediğim ve sırada olan diğer filmi Megane de beni aynı ölçüde tatmin edecektir. Vizyona girmediği gibi maalesef medyası da çıkmayan bu ve bunun gibi değerli filmlerden Türkiye'nin mahrum bırakılmasının sanatsal açıdan bir kayıp olduğunu düşünüyorum.
 
 
 
* Örnekler: 2003 Kore yapımı Oldboy'un 2013 Hollywood versiyonunu Samuel L. Jackson oynayacak; Nicole Kidman'ın oynayacağı Stoker'ın (2013)yönetmeni Park Chan Wook (Kore), A.Schwarzenegger'in oynayacağı The Last Stand'in (2013) yönetmeni Jee Koon Kim (Kore), Chris Evans'ın oynayacağı Snowpiercer'ın (2013) yönetmeni Joon Ho Bong (Kore), vizyonda olan Life of Pi'nin yönetmeni Ang Lee (Tayvan), 7500 (2013) filminin yönetmeni Hollywood versiyonları da çekilem Halka ve Garez gibi gerilim filmleriyle tanınan Takashi Shimizu (Japonya).

5 Şubat 2013 Salı

Zengin Menü

Dün itibarı ile oğlumun birinci yaş öncesi aşıları tamamlandı. Doğumu Japonya'da olmuştu ama biz aşılarına Türkiye'de başlamak istedik. İki aylıkken buraya geldikten sonra aşı programını yaptırdık.

Türkiye'de, doğar doğmaz yapılan hepatit aşısı anne ve babada taşıyıcılık olmadığı sürece Japonya'da uygulanmıyor. Dolayısıyla oğlumun hepatit aşısı programına gecikmeli olarak başlamıştık. Her ne kadar akıllara Japonya'da uygulananın doğru olma ihtimali yüksek gelse de buradaki hatırı sayılır doktorlar bunun tartışılabilir bir uygulama olduğunu söylediler. Öte yandan Japonya'da uygulanan 'nihon nouen' aşısı da Türkiye'de uygulanmıyor. Bunun sebebi, Japonya domuz eti tüketen bir ülke olduğu için ve bu aşının önlediği hastalığa domuz eti neden olduğu için programa alınmıyor. Dolayısıyla oğlumun da ihtiyacı olmayacak.

Eren'in yemek menüsü zaten hali hazırda epeyi "zengin". Eşimin özenle hazırladığı yemekler, annemin aldığı özel yemek tabaklarında dört farklı çeşit olarak "sofrasına" konuluyor. Bu yemekler beyefendiye ikram edilirken kaşığın uzatılmasında bir saniyelik bir gecikme bile olsa kıyameti koparıyor.