29 Mart 2020 Pazar

Kediyi Kim Yedi

Evlenmeden önce eşim yaklaşık beş yıl Çin'de öğretmenlik yaptı. Ben 2010-2012 yılları arasında İstanbul'da bir Çin şirketinde çalıştım. Yani Çinlileri, karakterlerini, huylarını, alışkanlıklarını iyi biliyoruz. Şu sıralar gündemi meşgul eden ve tepkilere konu olan yemek kültürleri de dahil.

Tüm dünyayı kasıp kavuran Covid-19 virüsü ilk kez Çin'de ortaya çıktığı zaman belki bazılarının aklına "acaba bu sefer ne yediler?" sorusu gelmiştir. Oysa bu soru, bizim gibi onları yakından tanıyanların aklına ilk gelen soruydu. Önceleri basında pangolin gibi bir iki hayvandan bahsedilmişti ama nihayetinde virüsü yarasa yiyerek kapmış oldukları haberi öne çıkmaya başladı. Eşimin aktardığına göre, tıpkı bizdeki denizden babam çıksa yerim söylemi gibi Çinlilerin de iskemle hariç ayakları olan her şey yerim diye bir söylemi var [1].

2010'un Ekim ayında bir haftalık bir eğitim için şirket benimle birlikte bir çalışma arkadaşımı Çin'e gönderdi. Gün içinde eğitime gidiyor, akşamları şehirde geziyorduk. Arkadaş pek aldırmıyordu ama normalde bile fazlasıyla yemek seçen biri olarak benim oradaki yerel yemekleri yememe imkân yoktu. Yarasa yiyen görmedik ama yılan, akrep yeniyordu. Ben neredeyse tüm öğünlerimi Pizza Hut'ta yiyordum. İçim dışım pizza olmuştu ve bundan hiçbir şikayetim yoktu.

Arkadaşım bir akşam yorgunluktan uyuyakalıp yemek yiyemediği için şehri gezmeye başlamadan önce otelin yanındaki Çin restoranında girdik. Menüde balık çorbası olduğunu görünce, en azından bildiği bir şey olduğunu düşünerek sipariş etti. Balık çorbası diye gelen şeyi görünce gözlerimize inanamadık. Masaya büyükçe bir kâse kondu, kâsenin içinde su, suyun içinde de koca bir balık bir bütün halde duruyordu. Önce canlı zannettik. Bir süre gözlemleyip hareket etmediğine şahit olunca canlı olmadığına kanaat getirdik. Kâsenin sıcak olduğunu sonradan anladık. Anlaşılan, balığı olduğu gibi suda kaynatmışlar, suyuyla birlikte de çorba diye önümüze koymuşlardı. Arkadaş yemek çubuklarını kullanarak onu bir güzel parçalara ayıra ayıra yedi.

Bir haftalık bu Çin deneyimimiz sona erip ülkemize döndükten yaklaşık bir yıl sonra basında bizim şirketle ilgili bir haber çıktı. Yalçın Bayer'in kendi köşesinden aktardığı habere göre bizim şirketin Ankara ofisinde çalışan Çinlileri mahalledeki kedi ve köpekleri toplayıp yiyormuş. Balkonda iple bağlı bir kedinin bir süre sonra içeri alındığı, durumu haber verdikleri polisin eve geldiğinde içeride kedi olmadığı yazılmıştı [2]. Birlikte çalıştığımız Çinlileri gayet iyi tanıdığımız, neler yediklerini bizzat gözlerimizle gördüğümüz için şirketin Türk çalışanları olarak haberin doğruluğundan şüphe duymadık. Aramızda muhabbet ve espri konusu yapmaya başladık. Ancak haber şirketin özellikle Çinli üst yönetiminde büyük bir infiale yol açtı. Toplantılar yapıldı. Kararlar alındı. Basına bildiri gönderildi. Bizlere dışarıdan tanıdıklarımız tarafından sorulduğu takdirde ne cevap vermemiz gerektiği iletildi.

Sonuçta şirket haberin doğru olmadığını açıkladı. Yalçın Bayer bir gün sonraki köşe yazısında şirketin açıklamasına yer verdi. Yazıya göre bizim Çinliler bahsi geçen kediyi yememiş, aksine tedavi için veterinere götürmüşler [3]. Okuyunca bizler hiç mi hiç inanmadık. Hele hele kediye miyav sesini çağrıştıran Çince Miao adını vermiş olduklarını epey gülünç bulduk [4]. Cevap yazısında kedi-köpek eti yemenin Çin geleneğinde bulunduğuna yer verilmiş olması bile bizim için yeterliydi. Çinliler ilk yazının yalan bir kurgu olduğunu açıklamıştı, biz ise ikincisinin öyle olduğunu düşünüyorduk. Hatta bundan gayet emindik. Gözleriyle görmediği için Tanrı'ya inanmayan ateist arkadaş bile kimse görmediği halde bizimkilerin kedileri mideye indirdiğinden şüphe duymuyordu.

Pangolin, yarasa, akrep, akla gelen gelmeyen birçok yaratığı Çinlilerin sofrasında görmek mümkün. Pişmiş de olabilir canlı da. Ancak sanıldığının aksine bunların hepsi yokluktan yenen şeyler değil. Bazıları gayet nadir bulunan pahalı yemekler de olabilir. Zaten Çin artık dünyanın en zengin ülkelerinden biri. Yemesiyle, içmesiyle birçoğumuzun burun büktüğü ülke, virüse karşı verdiği akılcı, bilimsel ve disiplinli mücadele ile şu an sorunu aşmış görünürken, birçoğumuzun hayranlık duyduğu batılı ülkeler ne yapacaklarını şaşırmış bir görünümde can çekişmeye devam ediyor. Üstelik Türkiye de dahil bu ülkelerin birçoğuna Çin'den yardımlar gönderiliyor. Kim bilir belki de bu arada Çinli zenginler sofralarına oturmuş, batılı ülkelerin bu can çekişmelerini seyrederek en sevdikleri kedi yemeklerinin tadını çıkarıyorlardır.
_________________________________________________________________________________
[1] Şu sıralarda Çinliler hakkında ırkçılığa varan söylemler, kötülemeler yapılıyor. Ben de bu yazının bu tür bir algı yaratabileceğinin farkındayım. Bu algıyı yıkmak için yazının içinde benim de eşimin de görüşmekte olduğumuz, sevdiğimiz Çinli arkadaşlarımızdan bahsedebilirdim. Hatta bu yazıyı sizin gibi okumakta olduğunu düşündüğüm bir Ermeni arkadaşımın eşinin Çinli olduğunu söyler, ne kadar iyi insanlar olduklarına yer verebilirdim. Veya ırkçı biri olmadığımı kanıtlamaya kalkar, İngiltere'de öğrenciyken, ya da bizzat Çin şirketinde çalışırken bile maruz kaldığım olayları örnek verir, ırkçılığı zaten mağdur olarak deneyimlediğimi örnekleyebilirdim. Ancak bu kez de yazıyı bir intikam yazısı olduğu algısından kurtarmam gerekirdi. Hangisini eklersem ekleyeyim, yazı dallanıp budaklanır, uzar, konu bütünlüğünden uzaklaşmış olurdu. Bu yüzden, kim ne isterse öyle düşünsün diyerek yazıyı olduğu gibi bırakmaya karar verdim.
[2] https://www.hurriyet.com.tr/bu-yasalar-neden-cikti-18796364
[3] https://www.hurriyet.com.tr/yu-xiao-miao-yenmedi-bakildi-18805479
[4] Gerçi kedinin Çincesi miyav/miao seslerine yakın olan mao'dur (). 
[***] Yedi yıl önce kaleme aldığım yazıyı da okumanızı öneririm: http://www.hayatinbencesi.com/2013/08/dan-brownn-dante-kitab.html

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme