21 Mart 2020 Cumartesi

Bir Rüya Üzerine

Eşimle birlikte evimizden çıkmış, sahilde yürüyorduk. Kumsal değildi. Normal deniz seviyesinden biraz yukarıda kıyı boyunca uzanan beton platformun üzerindeydik. Gerçekte yaşadığımız yerle ilgisi yoktu ama rüyaya göre yaşadığımız yer kesinlikle orasıydı. Denizde hiç tekne yoktu. Görünen bir kara parçası da yoktu. Üzeri bomboştu. Alabildiğine deniz ve gökyüzüydü görünen. Yağmur yağmıyordu ama gökyüzü griydi. Denizin mavisi ise koyu ve keskindi. Gökyüzüne denizin mavisi, denize de gökyüzünün grisi karışmıştı. Sanki ikisi karşılıklı durmuş renklerini birbirine yansıtıyordu. Sadece gökyüzü biraz daha gri, deniz biraz daha maviydi. Ufuk yoktu. Devasa dalgalar ufku görmeye engel oluyordu. Güneş o dalgaların ardında bir yerdeydi. Kendisi görünmüyordu ama ışığı dalgaların üzerinde parlıyordu. Kasırga olması gereken bir havaydı. Ne var ki esinti bile yoktu.

Manzara o kadar güzeldi ki eşime fotoğraf çekmek istediğimi söyledim. (Şu anki uyanık halimde bile o manzara çok net olarak zihnime kazınmış durumda. Eğer resim yapma yeteneğim olsaydı tüm ayrıntılarıyla çizebilirdim). Ancak dalgalar daha da yükselmeye ve bulunduğumuz kıyıyı tehdit etmeye başladı. Çaresiz, geri dönmeye karar verdik. Kıyı boyunca gerisin geri biraz yürüyüp yönümüzü eve doğru çevirdik. Deniz artık arkamızdaydı. Dalgaların tehditkar sesini işitiyorduk fakat dönüp bakmaya cesaretimiz yoktu. Bir an önce kendimizi güvenli bir uzaklığa ulaştırmamız gerekiyordu. Ne yazık ki başaramadık. Dev dalganın önce gölgesi belirdi ayaklarımızın altında. Hızla önümüze geçiverdi. Sonra tam tepemizde kendisi belirdi. Gökyüzüyle aramıza bir perde gibi girdi ve üzerimize doğru inmeye başladı. Işıklar açıkken yüzükoyun yatağa çömelip arkamızdan yorganı üzerimize örtmek gibiydi.

O anda inanılmaz bir şey oldu. Devasa dalga üzerimize değil, önümüze düştü. Bir koşucunun engeli atlaması gibi üstümüzden atlamıştı. Koca dalga düştüğü yerde kayboluverdi. Denizle bağı kopmuştu. Etrafa bir damla bile su sıçratmadan yok oldu. Fizik kuralları umurunda değildi. Kilometrelerce uzaktan sularını toplamış, yükseldikçe yükselmiş, dev bir dalgaya dönüşmüş, peşimize takılıp hızla bulunduğumuz yere kadar gelmiş, üzerimizden atlayıp ömrünü tamamlamıştı. Ona yüklenen görev bu kadardı. Yapması gereken başka bir şey kalmamıştı. Sadece, düştüğü yere koca bir yosun yığını bırakmıştı. Kalınlıklarına bakılınca birbirine dolanmış ağaç köklerini andırıyordu. Gerçekte olsa kimse yosun olduklarına inanmazdı. Ama o denizin bitkisi kesinlikle onlardı. Bir karıncanın gözünden spagetti tabağına bakıyor gibiydim. Üç tane araba lastiği, kesilmiş zeytin dilimleri gibi köklerin arasına sıkışmıştı.

Epey sıkıntılı bir şekilde uyandım. Benzer şekilde beni uyandıran bir rüyayı 1992'nin Aralık ayında görmüştüm. Rüyamda, bizim okuldan bir kız arkadaşımın yine aynı okulda okuyan erkek kardeşi ölmüştü. Uyandığımda babam ve annem henüz eve dönmemişti. Endişelenmiştim. Bir süre sonra kapı çaldı. Gelen dayımdı. Ablasını, yani annemi sordu. Henüz gelmediğini söyledim. İçeride beklemesi için davet ettiysem de sonra uğrayacağını söyleyip vedalaşarak ayrıldı. Dayımı son görüşüm oydu. Birkaç gün sonra vefat haberini aldık. Rüyamda sevdiğim bir kız arkadaşımın küçük erkek kardeşi ölmüştü, gerçekte ise annemin küçük erkek kardeşi.

Rüyaların bir anlamı olduğu kesin. Eminim benzer örnekler birçok kişinin başına gelmiştir. Bu yüzden birkaç gün önce gördüğüm o rüyaya ben bir anlam yüklemeye çalışmalı mıyım?

Hemen cevap vereyim:

Hiç sanmıyorum!

Ne o? Yoksa bu yazıyı evliya olduğumu ilan etmek için yazdığımı mı sandınız? Olağanüstü güçlere sahip olmadığım gibi bana Hz. Yusuf'un yetenekleri bahşedilmiş de değil. Yoksa içinde bulunduğumuz zorlu günleri göz önüne alarak rüyamın bana virüs salgınını atlatacağımı müjdelediğini söyleyebilirdim. Ama rüyaların tersi çıktığı yorumuyla hareket edince dalganın gerçek hayatta tam tepeme düşeceğini söylemek de mümkün. Hele hele beni atlayıp sevdiğim birinin üzerine düşmesindense tam tersini tercih ederim. Rüya belki de olacak bir şeyi haber vermektense haftalardır kafamı dolduran tüm sıkıntıların sonucu olarak ortaya çıkmış da olabilir. Ne de olsa Freud o meşhur kitabını mürit toplamak için yazmadı.

Rüyamda gerçeklik payı kesin olan bir şey var ki, eğer hayatta kalırsak, üzerimizden atlayan dalganın ardında bıraktığı yığın gibi hayatımızda kalıcı izler olacağı muhakkak. Ve bunu anlamak için rüya görmek de, özel güçlere sahip olmak da gerekmiyor. Murakami'nin dediği gibi: "Fırtına geçtikten sonra nasıl atlattığınızı hatırlamayacaksınız. Nasıl hayatta kaldığınızı da. Hatta fırtınanın dinip dinmediğinden bile emin olamayacaksınız. Ancak bir şey kesindir; fırtınadan çıktıktan sonra fırtınaya girenle aynı insan olmayacaksınız."

Yaşamımızı her anlamda etkilemekte olan bu virüs belasında elimizden gelmeyen birçok şey var. Ancak elimizden gelebilecek birçok şey de var. Bunun için de ilim dışında bir dayanağımız yok. Yatıp rüyaların bize ne haber getireceğini bekleyecek değiliz. Sadece yaptıkları değil, rüyaları da kayıtlara geçmiş, örneğin annesinin ölümünü rüyasından öğrenmiş olan Atatürk'ün dediği gibi ilim dışında bir yol aramak gaflettir, cehalettir.

Bu çetin mücadelede güçlü olmanızı, sağlıklı kalmanızı dilerim.
Ve eğer uyuyakalırsanız;
tatlı rüyalar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder