4 Kasım 2020 Çarşamba

Pembe Taşın Hikayesi

Geçtiğimiz hafta sonu Fuji'ye kısa bir gezi yaptık. Bu gezinin ikinci günü olan pazar sabahı taş müzesine gittik. Ender bulunan taşların, minerallerin ve fosillerin sergilendiği, nasıl ve nerede çıkarıldıklarının, ne için kullanıldıklarının anlatıldığı bu müzeyi görmeyi en çok oğlum Eren istedi ve orada bulunduğumuz süre içinde en çok o eğlendi. Gitmek için bu kadar can atmasının sebebine gelince, onun sırrı işte şimdi anlatacağım pembe taşta saklı. Fuji'ye yaptığımız geziyi ve müze ziyaretimizi de bu satırlarda yazacağım ama öncelikle 13 yıl öncesine uzanan bu pembe taşın kısa hikayesini anlatmam gerek.

2007 yılının mayıs ayıydı. İstanbul'da yaşıyordum. 32 yaşındaydım. Babam hayattaydı. Corona sadece bir bira markasıydı. Teröriste hâlâ "hoca efendi" diyorlardı. İlk iPhone henüz piyasaya çıkmamıştı. Dolar 1.35 liraydı. Evlenmeme 2, Eren'in doğmasına 5, Japonya'ya taşınmama 9 yıl vardı. Çalıştığım şirket tarafından iş için Oslo'ya gönderilmiştim. 3 gün süren çalışmadan sonra dönmeden önceki son günümü şehirde gezmeye ayırmıştım. 

Turistlerin mutlaka görmek isteyeceği yerler yerine, şehrin sokaklarında, parklarında, bahçelerinde vakit geçirmiş, müzelerine gitmiştim. Gittiğim müzeler de zooloji müzesi, doğal tarih müzesi ve jeoloji müzesiydi. Oslo'ya giden bir yabancı niye jeoloji, zooloji müzesine gider ki? sorusunun anlamını yitirdiği az sayıda kişiden biri olduğumu beni iyi tanıyan herkes bilir sanırım. Norveç'in çeşitli yerlerinde yapılan araştırmalarda ve kazılarda bulunan değerli taşlar, fosiller ve mineraller jeoloji müzesinde [1] sergileniyordu. Müzenin mağazasından satın aldıklarım arasında pembe bir taş vardı. 

O dönemde şimdiki eşimle birbirimizden binlerce mil uzakta yaşayan iki mektup arkadaşıydık. Aramızda daha öte bir ilişki olması mümkün olmadığı gibi, benim zaten bir kız arkadaşım vardı. Pembe rengi sevdiğini yazışmalarımızdan biliyordum. Norveç'in ulusal taşı olarak bilinen ve Thulit olarak isimlendirilen bu taşı mağazada gördüğümde Norveç'ten bir hatıra olarak alıp ona yollamaya karar vermiştim.

Şimdi diyeceksiniz ki,

Norveç'e gitmişsin. Gezmek için bir günün var. O günde de parklara, bahçelere, müzelere gidiyorsun. Gittiğin müze de ola ola taşın, fosilin sergilendiği bir müze. Mektup arkadaşına hatıra hediyesi alacaksın. Ala ala müzeden bir taş alıp gönderiyorsun.

Öyleyse şimdi dikkatli okuyun.

Ben Oslo'dan döndükten bir yıl sonra mektup arkadaşım dil öğrenimi için Türkiye'ye geldi. Kısa süre sonra ilişkimiz başladı. 2009'da evlendik. 2012'de Eren doğdu. 2015'te Kayra doğdu. 2016'da Japonya'ya yerleştik. Eren anaokula başladı. Biz işten çıkıp alana kadar hafta içi her gün okuldan dedesinin evine gidip orada oynuyordu. 

Ve o günlerden birinde annesinin eski odasını karıştırırken çekmecelerden birinde o pembe taşı buldu. 

Norveç'in kim bilir neresinde çıkarılmış, Oslo'daki müzeye konmuş, Türkiye'den iş için giden babası tarafından satın alınıp İstanbul'a getirilmiş, hatıra hediyesi olarak Japonya'ya gönderilmiş, annesi tarafından özenle saklanmış, ve nihayetinde tüm bunlardan haberi bile olmayan Eren'in eline geçmişti.

Eren'in sevdiği kitaplardan biri Pamuk Prenses idi. Değerli taşların varlığını bu kitaptan öğrendi. Kitapta, Pamuk Prenses ormanın derinliklerinde karşısına çıkan eve sığındığı sırada, evin sahibi olan yedi cüceler mağarada kazmalarla elmas çıkarmaktadır. Bu yüzden Eren, ömründe ilk kez gördüğü pembe taşı bulup eline aldığında onun bir elmas olduğunu sanmış, bize gösterirken "elmas buldum" demişti. Belki o kadar maddi değeri yok ama bizim için anlamı ve değeri elmastan daha fazla. 

Sonraki yıllarda küçük aletlerle kumu, toprağı kazıp bir şeyler aramayı huy edindi. Bulduğu değişik taşları, seramik kırıklarını, metal parçalarını saklamaya başladı. Minecraft diye bir bilgisayar oyununa merak sardı. Oyunda mağaralara, madenlere giriliyor, kazmalarla kayalar kırılarak değerli taşlar çıkarılıyordu. İşte hafta sonu Fuji'ye yaptığımız gezide, Eren'in heyecanla istemesiyle kendimizi taş müzesinde bulmamızın hikayesi 2007'de pembe taşı almamla başlıyor. Bu serüvenin daha ne kadar devam edeceğini bilemem ama serüvenin şu ana kadarki son parçası olan Fuji'deki Kiseki Dünya Taşları Müzesi'ne yaptığımız ziyareti sonraki yazımda aktaracağım.
_________________________________________________________________________________


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme