15 Nisan 2018 Pazar

Tsu'dan İga'ya

Yaşadığımız şehirde olunca, sakura zamanı Kairaku Parkı'na birkaç kez gittik (bkz. Paktan Parka Tsu). Ama evimize yürüyüş mesafesinde olduğu için bu yılki sakura zamanında vaktimizin çoğunu Mie Üniversitesi (三重大学, Mie Daigaku) kampüsünde geçirdik. Bazen kahve içtiğimiz, kantininden küçük alışverişler yaptığımız, bazen kütüphanesine gidip Japonca çalıştığım, sahnesinde gösteriler izlediğimiz, bahçesinde çocuklarımızın oynadığı üniversite kampüsü hemen hemen her gün uğradığımız bir yer. Sizin anlayacağınız, Japonya'daki günlük hayatımızın büyük kısmını evde, işte ve Mie Üniversitesi'nde geçiriyoruz.

Üniversite kampüsünü sakura zamanı ziyaret etmek ayrı bir keyif. Üniversitenin yeni mezunlarını verip yeni öğrencilerini kabul ettiği bu döneminde, öğrencilerin heyecanına kampüsteki sakuralar eşlik ediyor. Ağaçlar onların cıvıltıları içinde önce çiçek açıyor ve pembeye, sonra yapraklanıyor ve yeşile bürünüyor. Yürüyüş yapmak, ağaçların altında oturmak, biraz nefes almak için değil de, sadece o gencecik öğrencileri ders çalışırken, spor yaparken, gülüp eğlenirken izlemek için bile gidilir üniversiteye.

Bu yıl sakura zamanı vakit ayırıp gitmek istediğimiz bir yer daha vardı: İga (伊賀市). Benim eşim gibi eşi Japon olan bir diğer Türk arkadaşımın yaşadığı İga'ya daha önce birkaç kez gitmiştik ama kiraz çiçeklerinin açtığı döneme ilk kez denk getirdik. Tsu'daki kiraz ağaçlarının çiçekleri yavaş yavaş dökülüp dallardaki yerini yapraklara bırakmaya başladığı sırada, daha yüksek bir il olması sebebiyle İga'da kiraz çiçekleri yeni açmıştı. Hemen şunu belirteyim, bahar gelmeden önce ülkenin şehirlerine, yörelerine göre hava durumunu, sakuraların açma ve dökülme zamanını araştırıp kendilerine bir güzergâh belirleyen, sakuraların fotoğraflarını çekebilmek için her yıl bu günleri bekleyen fotoğrafçılar var Japonya'da. Sadece fotoğrafçılar değil, bu pembe günlerin tadını çıkarmak için her yıl, deyim yerindeyse sakura tatili planlayanların sayısı da oldukça fazla. Bizim İga'ya gitme planımızı ise sakuralar kısmen oluşturuyordu. Öncelikli olarak Mehmet ve Mamiko'ya konuk olmak, hasret gidermek, sohbet etmek ve dertleşmekti amacımız.

İga'ya gideceğimizi öğrenen baldızım da çocuklarıyla birlikte bize katılma kararı aldı. Hemen arkasından kayınpederim ve kayınvalidem de gelmek isteyince dokuz kişilik bir ekiple Tsu'dan çıkıp İga'nın yolunu tuttuk. İki arabayla sabah dokuzda yola çıkıp bir saat kadar sonra İga'daki İwakurakyo Parkı'na (岩倉峡公園) ulaştık. Dostlarımızla ilk buluşma yerimiz olan bu parkta yaklaşık iki saat geçirdik, yeşilin, doğanın ve tabii ki sakuraların içinde sohbet ettik. İwakurakyo Parkı geniş bir alana yayılmış, içerisinde kamp alanı, çocuk parkları, piknik yerleri, yürüyüş parkurları barındıran, iki yanını Kizu Nehri'nin (木津川) ayırdığı, doğayla kucak kucağa, tepelik bir alan. İnsan tüm stresinden uzaklaştığı bu parkta, ormanın derinliklerine dalıp, ağaçların içinde bir kulübe yapsa tüm ömrünü geçirebilecekmiş gibi hissediyor. Bu düşünceler içindeyken midemizden gelen uyarılar, iyi de o kulübede ne yiyip ne içeriz, sorusunu aklımıza getirmişti ki, böylece sohbetimize yemekte devam etmek üzere parktan ayrılıp arkadaşlarımızın evine geçtik.

Evin bahçesinde, yakılmak üzere bizi bekleyen bir mangal ve hemen yanında güzelce kurulu bir sofra vardı. Türkiye'den uzak kalmamız, mangalsız yaşamayı göze aldığımız anlamına gelmiyor elbette. Doğanın temiz havasıyla doldurduğumuz ciğerlerimizi mangal dumanıyla şenlendirmenin vakti gelmişti. Mehmet'in kendi elleriyle yaptığı ekmeklerin arasına koyup doyasıya yediğimiz kebaplardan sonra meyveler ve tatlılarla iyice doyurduk karnımızı. Sakuralarla Japonca başladığımız günü, mangalla Türkçe tamamladık.  Ve bu senenin sakura zamanını böylece bitirmiş olduk.

11 Nisan 2018 Çarşamba

Parktan Parka Tsu 津

Nagoya gezimin ertesi günü ailece yoğun bir gündemimiz vardı. Eşim akşam saatlerine kadar toplantıda olacaktı, benim de öğlen bir iş görüşmem vardı. Sabah küçük oğlum Kayra'yı kreşe bıraktıktan sonra eşimi de öğretmenlik yaptığı okula bırakacaktım. Sonra büyük oğlum Eren'i dedesine bıraktıktan sonra kendi görüşmeme gidecektim. Arabayı eşimin okuluna doğru sürerken dönüşü kaçırdım ve mecburen sonraki sokağa saptım. İlk kez girdiğim bu sokakta karşıma inanılmaz bir manzara çıktı.

Saat dokuzu biraz geçmiş, güneş masmavi gökyüzünün üzerine doğru yeni tırmanmaya başlamış, ışığıyla yaprakların üzerindeki çiğleri pırıl pırıl parlatıyordu. Karşıma çıkan yer, yol üzerindeki ikişer üçer katlı evlerin arasına sıkışmış küçücük bir çocuk parkıydı. Kendisini çevreleyen evler kadar eskiydi. Salıncağın, kaydırağın, tahterevallinin ve tren süsü verilmiş oyun tünelinin boyaları dökülüyordu. Parkta onlar kadar eski olan, daha yakışır bir ifadeyle yaşlı olan, zaten görkemlerini de yaşlarından alan kiraz ağaçları tüm çiçeklerini açmış, günü yeni ısıtmaya başlayan güneşin altında pespembe parlıyordu. Hiç düşünmeden arabayı kenara çektim, eşimin orada duramayacağım uyarılarına rağmen arabadan inip parka daldım. Mutlaka o parkın havasını solumam gerektiğini hissediyordum çünkü. Boş parkın tam ortasında durup etrafımda döndüm, yüzümde bir gülümseme ile ağaçların ihtişamını seyrettim.

Önceki yazımın son cümlesinde bahsettiğim sürpriz işte buydu (bkz. Sakura Zamanı Nagoya Kalesi). Bu satırları kısmen o yazının devamı olarak yazıyorum.

Sürekli olarak kullandığım 'sakura zamanı' terimini, aynı başlık altında farklı bir yazıda açıklamıştım. O yüzden burada kısaca değinmekle yetineceğim. Kiraz çiçeklerinin açması Japonya kültürü ve yaşamı için pek çok anlam taşıyor. Örneğin, hem okul yılının, hem iş yılının başlangıcı bu dönemde yapılıyor. Kiraz çiçekleri her ülkede açıyor ama sadece Japonya'da birçok şey bu dönemde olup bitiyor. İşte 'sakura zamanı' ve 'sakura dönemi' terimlerini kullanarak tüm bu anlamları yüklemeye çalışıyorum (bkz. Sakura Zamanı).

Japonya'nın kiraz çiçekleriyle bezendiği sakura dönemi, gıda sektöründe de bir hareketlenme yaratıyor. Japon menşeli firmalar dahil, başta ABD markaları olmak üzere yabancı firmalar da tatlarında ve temalarında sakuralara yer veriyorlar. Kiraz çiçekleri, şirketlerin pazarlama ve reklam birimleri için bulunmaz fırsatlar yaratıyor. Örneğin, Starbucks'ın sakura latte adı altında kahve, McDonald's'ın hamburger menülerinin yanında sakura aromalı gazoz seçeneği sunduğunu söyleyeyim, gerisini siz tahmin edin.

O günkü iş görüşmesinden çıkıp oğlumu almak için kayınpederimin evine giderken, evin birkaç yüz metre yanında, ormanın içine gömülmüş olan Oni Tapınağı'nın (小丹神社, Oni Jinja) önüne çektim arabayı. Tapınağın bahçesinde birkaç kiraz ağacı bulunuyor. Tüm çiçeklerini henüz açmamış olmasına rağmen çok güzel bir görüntü oluşturuyorlardı. Zorlu görüşmeden sonra burada geçirdiğim birkaç dakika, denizin derinlerinden var gücümle yükselip başımı suyun üzerine çıkardığımda içime çektiğim ilk nefes kadar rahatlatıcıydı. 

Tsu'da sakuraların en güzel açtığı yer, sanırım Kairaku Parkı'dır (偕楽公園, Kairaku Koen). Oni Tapınağı'ndan on beş dakikalık yürüyüş mesafesinde bulunan park, aynı zamanda şehrin merkez tren istasyonunun biraz ilerisinde yer alıyor. Park içinde bulunan tüm özel noktalar sakuralar altında. Örneğin, parkın girişinde sergilenen eski lokomotif, çocuk oyun bahçesi, gölet ve yürüyüş parkurları pespembe çiçekler altında renkleniyor. Parkta bulunan çadır ve ahşap yapılı kafeler, büfeler sadece bu dönemde, yani sakura döneminde kuruluyor. Dönem bitince toparlanıp kaldırılıyor çünkü park en çok bu dönemde kalabalık oluyor. Sadece parkın kendisi değil, çevresindeki yerler de, örneğin otoyollar bile sakuralarla bezeniyor. Parkı çevreleyen sokak, kiraz ağaçlarının oluşturduğu pembe çatılı bir tünel içinde kalıyor.

Yaşadığımız şehirde olunca, sakura zamanı Kairaku Parkı'na birkaç kez gittik. Ama hemen hemen her gün gittiğimiz, kiraz çiçeklerinin keyfini her gün çıkardığımız başka bir yer vardı. Onu da sonraki başlık altında yazacağım.


7 Nisan 2018 Cumartesi

Sakura Zamanı Nagoya Kalesi

Geçen yıl Mart ayının son ve Nisan ayının ilk günleri bir hayli soğuk geçti. Japonya'nın kiraz çiçekleriyle bezendiği bu dönem, ülkenin hemen hemen her yerinin günlerce yağmur altında kalmasıyla kısa sürdü. Dallarda henüz açan çiçekler bile yağan yağmurla çabucak döküldü. Havanın sürekli kapalı olması da, bir sene boyunca bu günlerin gelmesini bekleyen benim gibilerin eğlencesini biraz aşındırdı. Oysa ki, hayatı boyunca ilk kez yurt dışı seyahatine çıkmayı göze alan annemin Japonya'ya gelişini bile bu döneme ayarlamıştım (ilgili yazı: Tokyo'da Birkaç Saat).

Bu seneki sakura döneminde ise çok şanslıydık. Tüm dönem boyunca hiç yağmur yağmadı, hava hep açık, hatta oldukça sıcaktı. Yağmuru bırakın, kiraz çiçeklerini zamanından önce dökecek şiddette bir rüzgâr bile esmedi. Çiçekler dallardaki yerlerini yapraklara bırakarak kendiliğinden döküldüler. Ben de bu şanslı günleri olabildiğince iyi değerlendirmeye çalıştım. Televizyondaki haber programında Nagoya'da tüm sakuraların açtığını öğrenmiştim. Bu yüzden ilk önce Nagoya'ya gittim. Biri yine sakura zamanı olmak üzere daha önce de birkaç kez gittiğim Nagoya Kalesi'ni (名古屋城, Nagoya-jō) yeniden ziyaret ettim. Kale ve tarihi hakkında önceki ziyaretimi anlattığım yazımda bilgi verdiğim için (bkz. Nagoya Kalesi) burada tekrarlamayacağım.

Dört yıl önceki gelişimde kale bahçesindeki Hommaru Sarayı'nın (本丸御殿, Hommaru Goten) yapımı henüz tamamlanmamıştı. Artık büyük bir bölümü ziyarete açık olan sarayın iç kısımlarını bu kez görme şansını yakaladım. Saray, 1615 yılında yapılan ve 1945 yılında ABD bombardımanıyla tamamen yıkılan orijinali ile tamamen aynı mimari teknikleriyle yeniden yapılmış, odaların duvarlarındaki ve sürgülü kapılar üzerindeki resimler bile sanatçılar tarafından aynı ölçülerde, aynı malzemeler ve teknikler kullanılarak çizilmiş. Yenileme çalışmalarının 1992'de başlayıp halen devam eden kısımlarının olduğu düşünülürse, ne kadar büyük bir emek harcandığı tahmin edebilirsiniz [1].

Kaleyi çevreleyen bahçenin hemen hemen her yanında sakuralar var. Hafta içi olmasına rağmen yabancı turistler dışında çok sayıda Japon da ziyarete gelmiş, ağaçların altında piknik yapıyorlar, pembe çiçekli ağaçların gölgesinde güneşli bahar gününün keyfini çıkarıyorlardı. Sırtlarında çanta, ellerinde donanımlı fotoğraf makineleriyle senede sadece bir kez ve birkaç gün açan sakuraların oluşturduğu manzaranın en güzel resimlerini çekebilmek için bir yerden diğerine zıplayan genç yaşlı birçok insan vardı.

İki saate yakın bir süre geçirdikten sonra kalenin kuzeyindeki Meijo Parkına (名城公園) geçtim. Orası da çok sayıda piknik yapan, yani Japonların deyimiyle hanami (花見) yapan, çiçeklerin içinde olmanın, ağaçların gölgesinde olmanın, açık havanın, bahar kokusunun keyfini çıkaran insanlarla doluydu. Kalenin hemen yanında olmasına rağmen, turistik bir yer olmadığından benden başka yabancıyla karşılaşmadım. Beni gören ziyaretçiler bana, "kale şu tarafta, bunun burada ne işi var" der gibi bakıyorlardı. Oysa ben halimden gayet memnundum. Bir saate yakın bir süre de orada geçirdikten sonra evin yolunu tuttum.

Ertesi gün, yaşadığım şehir olan Tsu'da () ilginç bir sürpriz beni bekliyordu...
____________________________________________________________________________
[1] Daha fazla bilgi için sarayın resmî sayfası: https://www.nagoyajo.city.nagoya.jp/honmarugoten/14_english/index.html