3 Ağustos 2014 Pazar

Zülfikar Kalfa

Oturduğumuz apartmanın arka sokağının tek girişi var. Yani çıkmaz sokak. Kentsel dönüşüm ayağına Kadıköy'ün her yerinde eski binalar yıkılıp yeni apartmanlar yapılıyor. Bizim çıkmaz sokağın başındaki bina da bundan nasibini aldı. Şu an inşaat çalışması var. Ancak beton dökme gibi işler yapılırken sokağı tamamen kapatıyorlar. Arabalar ya içeride ya da dışarıda kalıyor. Önceden bildiriyorlar ama yine de sokak sakinleri tarafından büyük bir şikayet sebebi.

Cuma günü yine benzer bir duyuru asmışlar ve dün kapatılacağı yazıyordu. Çalışma günlerinde insanlar arabalarıyla sabah gidip akşam geldikleri için çok sorun olmuyor ama dün cumartesi olduğu için itiraz ettik. İnşaata gidip şikayette bulunduk. Bizi Zülfikar Boran adında bir kalfa karşıladı. Uzun boylu, sağlam yapılı, 43-45 yaşlarında bir adam. İtirazımızı dile getirdik ve kapatmanıza izin veremeyiz, dedik. Zülfikar kalfa, haklı olduğumuzu, sağ elini yumruk yapıp havaya kaldırarak "her türlü demokratik hak mücadelesine" destek vereceğini söyledi. Hemen telefon edip ilgili kişilere haber vermelerini söyledi, zira kendisinin yetkisi yoktu. Telefonu kapatıp haber gelmesini beklerken ayaküstü sohbete tutuştuk. Anlattı da anlattı. O üstü başı toz kir içinde olan, eli kolu bacakları yaralarla dolu olan adamın zeki biri olduğunu anlamamız çok sürmedi. İçimiz burkuldu. Rus klasiklerini okuduğundan tutun, memleketi olan Kars'taki okullardan, "cemaat dershaneleri"ndeki oyunlardan, gösterilere katıldığı için yargılanıp "demokrat" bir hakime denk gelip salıverilmesinden, Rusya'da çalışmasına, oradaki deneyimlerine kadar bize epey dil döktü. Zehir gibi bir adam. Düşündüm ki, Anadolu'nun her yerinde akıllı çocuklar var ve bunların beyinleri, perişan edilmiş eğitim sistemiyle törpülenip etkisizleştiriliyor. Sonra inşaat işçisi, maden işçisi yapılıp kaderine razı ediliyor. Tırnak içinde yazmalarımdan da anlaşılacağı gibi Zülfikar kalfa demokrat, demokrasi kelimelerini sıkça kullanıyordu.

Bu tanışmamız, bize bir şeyi tekrar hatırlattı: eğitim düzeyi ne olursa olsun, biraz bile kafası çalışan, hayat deneyimi olan herkes rte'den ve akepenin getirdiği düzenden şikayetçi. Rte demişken; Zülfikar kalfa, 2002 senesinde RT Erdoğan ile Rusya'da karşılaşmış ve sohbet etmiş. Bunu sohbetin sonlarına doğru söyledi. "O zaman böyle padişah gibi değildi. Yeni başbakan olmuştu. Konuştum biraz", dedi. Zülfikar kalfa Rus klasiklerinin hepsini gerçekten okudu mu bilmem ama karşımızda konuşan kişi boş laf eden, verilene razı olan, höt dendi mi boynunu büken bir adam değildi. Siyasetten, memleketten, neler döndüğünden haberdar, gayet gerçekçi konuşan biriydi.

Eve dönünce internette adını aradım ve rte ile konuştuğu haberini birkaç yerde buldum. İlginçtir, hebere göre Zülfikar kalfa Erdoğan'a "Kürt sorununu halletmeniz lazım", diyor. Erdoğan sonra ona Kürt sorunu diye bir şey olmadığını söylüyor. Sözleri aynen şöyle: "Sorun var diye inanmayacaksın, sorun yok diye inanacaksın. Sorun var diye inanırsan sorun olur. Sorun yok dersen sorun ortadan kalkar. Biz diyoruz ki, bizim için böyle bir sorun yok". Ne kadar dahiyane bir saptama!! Oysa kendisinin 2005'te "Kürt sorunu vardır" dediğini gayet iyi biliyoruz [1]. Bunu muhtelif yerlerde teyit etmiştir. Sonraları "artık yoktur" falan demiştir [2]. Yerine göre daha başka bir sürü şey demiştir. Zaten her gün her yerde bir sürü şey diyor.

Zülfikar kalfanın konuşmasına dair haberlerden birine aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz:
http://webarsiv.hurriyet.com.tr/2002/12/25/226054.asp İşte bu inşaat ustası, şimdi yanı başımızdaki inşaatta çalışıyor ve yaşadığı tartışma akepelilerce pek hatırlanmamış olacak ki, üç beş kuruş da olsa halen iş tutmasına izin veriliyor.
_________________________________________________________________________________
[1] http://www.milliyet.com.tr/kurt-sorunu-benim-sorunum-/siyaset/siyasetdetay/02.06.2011/1397439/default.htm
[2] http://www.haberturk.com/gundem/haber/626064-bu-ulkede-artik-kurt-sorunu-yoktur

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder