9 Nisan 2014 Çarşamba

İse Jingu

Japonya'nın Mie (三重県) bölgesi içinde yer alan İse (伊勢) şehri, eşimin aynı bölgeye bağlı olan memleketi Tsu () şehrinin doğusunda yer alıyor. İse, Japon Şinto dininin en kutsal şehri. Daha doğrusu Şintoizmin en kutsal tapınak bölgesini içinde bulunduran şehir. Bu özelliği ile şehir sadece turistlerin değil, Japon politikacıların ve imparatorluk üyelerinin de uğrak yerlerinden biri. Bu yüzden, küçük bir şehir olmasına rağmen İse'nin çehresi çok bakımlı. Yollar düzgün ve çizgileri yeni çizilmiş gibi. Tabela yazılarına, hatta otobüs duraklarının çatılarına kadar her ayrıntıya dikkat edilmiş ve titizlikle yerleştirilmiş. Orijinal Japoncasıyla İse Jingu (伊勢神宮) aslında çok sayıda Şinto tapınaklarından oluşan geniş bir bölgeyi kapsıyor ve bu tapınaklar iki ana merkezde toplanıyor: Naiku (内宮ve Geku (外宮). Bendeniz bu satırarda 19 Martta ailemle yapmış olduğum Naiku gezisi hakkında yazacağım.

2007 senesinde Japonya'yı ilk ziyaretimde de İse'de bulunmuştum. O zaman şimdiki eşimle olan ilişkimiz çok yeniydi; yani çocuk sahibi olmadığımız gibi henüz evli bile değildik. Ancak birkaç hafta önce yaptığımız İse ziyaretini bu sefer üç kişilik bir aile olarak yaptık.

Öncelikle, Japonya'daki 'tapınak' kavramına bir açıklık getirelim. Bizde camii, mabet, vs deyince nasıl ki akla betondan taştan inşa edilmiş bir yapı geliyorsa, Japonya'da tapınak deyince aklınıza tabiatın, ormanın içinde bir yapı gelsin. Japonlar için bir şey ne kadar doğal ise o kadar kutsal. Öyle ki, sadece asırlık bir ağaç veya denizin ortasında doğanın şekillendirdiği bir metrekarelik kayadan bir adacık bile Japonlar tarafından kutsal sayılıyor. Yani onları da birer tapınak olarak düşünebilirsiniz. 

Yapmış olduğumuz gezi, tam anlamıyla bir doğa ile buluşma ve eski Japonya'ya yolculuk idi diyebilirim. Otobüsten iner inmez, İsuzu Nehri'nin (五十鈴川) batı kıyısına dizilmiş olan, eski Japon tarzı yapılarıyla dikkat çeken Oharai Maçi Sokağı'nda (おはらい町, Oharai Machi) yürüyüş yaptık. Sokaktaki turist kalabalığı olmasa bir samuray filminin setinde olduğunuzu sanırsınız. Sağlı sollu dizili ahşap yapıların her biri ya mağaza ya restoran. Mağazalarda yöreye özel yeşil çay, el işlemeleri, hatıra eşyaları, balıklar ve tatlılar satılıyor. Yer yer küçük tablalarda da yöresel atıştırmalık yiyecekler bulmak mümkün. Meselâ, ızgarada pişirilen deniz salyangozu yiyebilirsiniz. Sokağın orta kısmından batıya doğru uzanan küçük bölge Okage Yokoço (おかげ横丁, Okage Yokocho) olarak adlandırılıyor. Aynı tarz ahşap yapılar, bu bölümde çok dar sokaklarla birleşiyor. Yatan bir kedi heykelciğinin girişini süslediği bir de sergi bölümü var.

Biraz alış veriş yapıp en ünlü restoranlardan biri olan Suşikyu'da (すし久, Sushikyu) yemek yedikten sonra tofu [1] dondurmamızı da alıp Naiku'nun yolunu tuttuk. Suşikyu, odunla ısıtılan kazanlarda pişirilen yemekleri, sıra sıra dizili yer minderlerinde oturarak diğer müşterilerle yan yana yemek yediğimiz masaları ve yöreye özel tatlarıyla bize keyifli bir sofra deneyimi yaşattı.

Naiku'ya, İsuzu Nehri'nin üzerine inşa edilmiş olan Uji Köprüsü (宇治橋) üzerinden geçerek giriş yaptık. Bu ahşap köprünün önündeki alan, Naiku'nun ana tapınağından sonra en kalabalık olan alan ve insanların en çok resim çektiği yerlerden biri. Bu köprüden geçerken farklı bir dünyaya giriş yapmakta olduğunuzu hissediyorsunuz. Kutsal bir mekâna geçtiğinizi size bildiren şey ise Torii'ler oluyor. Köprünün başı ve sonu dahil olmak üzere alandaki bir çok yerde bunları görmek mümkün. Torii (鳥居), en genel şekliyle iki dik kolon üzerine yerleştirilmiş iki yatay sütun şeklinde olup kutsal bir mekânda olduğunuzu simgeler. Anlam olarak "kuş yuvası/ikametgâhı" demektir. İnsanlar, torii'lerden içeri girerken eğilerek selam vererek giriyorlar ve çıktıktan hemen sonra da geriye dönüp aynı selamı tekrarlayarak mekândan ayrılıyorlar. Köprüyü geçtikten sonra etrafınız bir anda ağaç yapraklarının yeşili, gövedelerinin ve dallarının kahvesi ve gökyüzünün mavisine boyanıyor. Bunların arasında yol almakta olduğunuz taşlı yolun her bir taşı özenle dizilmiş gibi. Hatta gibisi fazla çünkü sürekli üzerinden geçildiği için bu taşları tekrar düzeltmekle görevli onlarca kişinin çalıştığını görebilirsiniz.

Japonların özel tarzıyla şekillendirilmiş olan ağaçların çevrelediği bu taşlı yolda biraz yürüdükten sonra karşınıza bir başka ahşap köprü çıkıyor. Çok daha küçük olan bu köprüden geçince hemen sağ tarafta bir havuzcuk görüyorsunuz. Temizuya (手水舎)[2] adı verilen bu havuzcuk, tüm kutsal mekanların girişinde bulunuyor. Tüm şinto tapınaklarının girişinde bulunan temizuya'larda insanlar, bambudan yapılmış uzun saplı özel kepçeler kullanarak havuzdan su alıp önce sol el, sonra sağ el ve sonra ağız olmak üzere kendilerini temizliyorlar ve daha sonra kutsal mekâna geçip dua ediyorlar. Yani ibadet öncesi bir nevi abdest alıyorlar [3]. Temizuya kelimesinin Türkçe'deki temiz sözcüğü ile anlam olarak da benzeşmesi gerçekten çok ilginçtir. Ancak bu kelimeyi oluşturan sözcükler te ve mizu yani el ve sudur. Yer/bölüm anlamına gelen ya eki ile temizuya kelimesi "el yıkanan yer" anlamını alır.

Bundan sonraki ilk durağımız, İsuzu Nehri'ni insanlarla buluşturan bölüm oldu. Nehir suyu henüz yüksek olmamasına rağmen, inşa edilen basamaklar, suyun her seviyesinde insanların nehre dokunabilmelerine olanak sağlıyor. İlginçtir, bu bölüm (haritada 4 numara ile işaretli) "İsuzu Nehri'nin abdest yeri" olarak tercüme edilmiş. Nehrin tertemiz, buz gibi sularına dokunmak güzel bir deneyimdi ve daha sonra hatırlayamayacak olsa da oğlum da bu deneyimi çok isteyerek elde etti.

Nehirden ayrılıp doğuya doğru giden yolu takip edince hemen solda Kaguraden (神楽殿) isimli tapınak bulunuyor. Tapınak binasından içeri girilmesine izin verilmiyor ve merdivenlerinin yan bölümlerine yerleştirilmiş raflarda dizili olan Japon içkisi sake şişeleri dikkat çekiyor. Bu kısımda bulunan diğer binada hatıra eşyaları satılıyor. Kaguraden'nin karşısındaki yoldan Kazahinomi no Miya (風日祈宮) adlı bir başka tapınağa, yine aynı adı taşıyan köprüden geçilerek ulaşılıyor. Bu kısa yol ve ahşap köprü, benim hatıramda Naiku'nun en huzur dolu yeri olarak kaldı. Yol tamamıyla yüksek ağaçların gölgesinde kalıyor ve kulağınıza ulaşan tüm sesler su, yaprak hışırtısı, kuş ötüşü gibi doğal sesler. Nedense bu bölüm hiç kalabalıklaşmıyor ve insanların ilgisinden nispeten daha uzak kalıyor. Huzur hissini duymanızın başlıca etkenlerinden biri de zaten bu.

Tekrar esas güzergâha dönüp doğuya doğru devam ederken karşınıza öyle uzun ve geniş gövdeli ağaçlar çıkıyor ki hayranlığınızı gizlemek elinizde olmuyor. Bu yaşlı ağaçların arasından geçerek ilerleyince Naiku'nun esas ziyaret yeri olan Kotaijingu (伊勢神宮)[4] tapınağına ulaşıyorsunuz. Burası şintoistlerin esas ibadet yeri. Tapınağa çıkan 25 basamaklı merdivenlerin bulunduğu alan, resim çekilmesine izin verilen en son yer. Yaklaşık üç metre uzunluğunda ahşap duvarla örülü tapınak alanı içinde, diğer yerlerde görmediğiniz beyaz giyimli özel rahipler var. Bu alan içinde resim çekilmesine izin verilmiyor ve bunu engellemek için de özel görevliler var. Şintoistler tapınağın önüne gelip ellerini yüz hizasında iki kere birbirine vurup birleştiriyorlar ve başlarını eğip gözlerini kapatarak dua ediyorlar. Çeyrek dakika bile sürmeyen bu ritüel ile yapılan ibadetin hemen ardından diğerlerinin de dua etmesi için oradan ayrılıyorlar.

Dönüş için farklı bir güzergâh seçme şansına sahipsiniz. Yolunuz üzerinde başka başka küçük tapınaklar görmek mümkün, ki kaynaklara göre Naiku'da toplam 125 tapınak var. Sanşuden (参集殿, Sanshuden) denilen dinlenme yerinin hemen arkasındaki küçük bir gölcük var. Bu gölcükteki Japon balıkları Koi'lerin bazıları gördüklerimin en irileriydi. Bu şirin yer, geziyi bitirmeden önce ziyaret ettiğimiz son ve kanımca en uygun yerdi.

Bir başka gün Geku'ya da gitmek istiyordum ama kısmet olmadı. Kayınbabamın ifadesine göre Naiku'nun küçüğü olan Geku'yu da bir gün ziyaret edip bu satırlarda yer vermek istiyorum. Hatta bir televizyon programında gördüğüm İse şehir turunu yapmak istiyorum. Özel bir trenle yapılan bu gezi ile şehrin tüm önemli yerlerini görmek mümkün oluyor. Bakalım bu tura katılmak için kaç sene beklemek gerekecek. 
_________________________________________________________________________________
[1] Artık ülkemizdeki marketlerde de satılan tofu (豆腐), soya fasulyesiden elde edilen bir yiyecek türüdür. Bitkisel protein açısından dünyanın en zengin gıdası olarak bilinir. Japonyalar yemeklerinde, tatlılarında çok sık kullanır. Ben şahsen tadından pek haz etmem ama dondurmasının güzel olduğunu kabul etmek zorundayım.
[2] Temizuya'nın diğer okunuş şekilleri: Çouzuya, Çouzuşa, Temizuşa. Eşime sorduğumda çouzuşa olarak söylemişti ama kayınbabam temizuya'nın daha yerinde olduğunu, çouzuşa kelimesinin eskiden tuvalet ile aynı manada kullandığını söylediği için yazımda ben de temizuya'yı kullanmayı tercih ettim.
[3] Bu abdest ritüelinin son safhasında bambu kepçenin sapı yıkanıyor.
[4] Haritada farklı bir kanji yazısı kullanılmış ama aynı kanjiyi internette bulamadığım için bulduğum şeklini kullandım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder