10 Kasım 2013 Pazar

Anıtkabir

[12-18 Ekim 2013 tarihleri arasında yapmış olduğumuz gezi yazısının son bölümdür.    1.bölüm: Eskişehir Gezisi, 
                                                                                                                                        2.bölüm: Seyitgazi'den Akşehir'e
                                                                                                                                        3.bölüm: Konya Gezisi
                                                                                                                                        4.bölüm: Kurban Bayramında Adana]

Açık, hatta sıcak sayılacak bir havada, öğlenden sonra Adana'dan yola çıktık. Torosları geçtik, günbatımına yakın saatlerde kızıla boyanan gökyüzünün Tuz Gölü'nde yansıyan büyüleyici görüntüleriyle yol aldık. Ancak, Ankara'ya varmaya iki saat kala yoğun bir yağmurla karşılaştık ve bu yağmur, İstanbul'a dönene kadar bizi hiç bırakmadı. Gezi boyunca uğradığımız her yerde hava açık olmuştu ve bu yüzden kendimizi şanslı hissediyorduk. Ama İstanbul'a dönmeden önceki ziyaret yerimiz olan başkente zor koşullar altında vardık.


Yerini zor bulduğumuz otelden de hiç memnun kalmadık. Gezinin son gecesini geçirdiğimiz Barcelo Oteli, sadece gezi boyunca değil, hayatım boyunca kaldığım en kötü otellerden biriydi. Nesine dört yıldız vermişler anlamadım. Küvet kirliydi, fön kırıktı. Bebek karyolası kırık döküktü ve yatağı çok ince olduğu için yastıkları da serdik. Bebek karyolasını getiren adam terden kokular salıyordu ve odaya girdiğinde öldürmek için yarım saat uğraştığımız kara sineği de beraberinde getirdi. Klima sıcak hava ayarına sabitlenmişti, ısıyı dengelemek için pencereyi de açtık. Otelin sadece bir iyi yanı vardı: ertesi gün ziyaret edeceğimiz ve Ankara'ya gelmemizin tek amacı olan Anıtkabir'e çok yakındı.

Anıtkabir

Otelden çıkıp, yaklaşık beş dakikalık bir yürüyüş sonrası Anıtkabir'in, daha doğrusu onu çevreleyen Barış Parkı'nın girişine ulaştık. Görevli askerler bizi kolonya ve şekerle karşılayarak iyi bayramlar diledi. Hizmete açık olan ücretsiz minibüsle bizi Aslanlı Yol'un girişine bıraktılar. Tatilimizin en soğuk günü o gündü ama, şansımıza, önceki gün yağan yağmur durmuş, çevrede bıraktığı ıslaklık ve güneşin yağmur bulutlarının rengini alarak süzülen ışığı, ortamın saygınlığına uygun bir ambiyans oluşturuyordu.

Aslanlı Yol'un başında bulunan ve Kadın Heykel Grubu olarak adlandırılan üç kadın heykeli, ulusal kıyafetler içinde bulunmakta olup, ülkenin şu anki güncel siyasî tartışmasının merkezine konmuş olan kadın meselesinde ders verir nitelikte. Hemen karşısında bulunan Erkek Heykel Grubu ise, toprağı, askerliği, okumayı ve aydın olmayı temsil etmekle, unuttuğumuz veya kaçtığımız değerleri bize hatırlatır nitelikte. Hitit sanat üslubuna uygun olarak yontulmuş 24 aslan heykelli yolun sonunda tören alanına ulaşıyoruz.

Atatürk ve İnönü'nün karşılıklı mozolelerinin bulunduğu alan, sağlı sollu sergi bölümleri tarafından çevreleniyor. İnönü'nün sağında ve solunda yer alan bölümlerde Atatürk'ün makam otomobilleri, teknesi ve naaşını taşıyan top arabası sergileniyor. Mozoleye çıkan merdivenlerin sağ alt kısmında girişi olan ve Atatürk Müzesi olarak adlandırılan bölüm, orta noktası mozolenin tam altında olup, tören alanını U şeklinde çevreliyor. Müzede, Atatürk'e ait olan eşyalar, kendisine verilen armağanlar, giysileri, kitapları sergileniyor. Öğrenim gördüğü askerî okulun, kongreler yaptığı binaların, eski meclis binasının maketleri, çeşitli fotoğraflar, tablolar, kabartmalar, Atatürk'ün hayatını, yani Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş öyküsünü anlatmakta. Atamızın naaşının bulunduğu bölüm, bakırdan yapılma büyük bir kapının ardında bulunuyor. Üzerinde Atatürk'ü, keskin bakışlarıyla tam karşıda bayrağımızın dalgalandığı Ankara Kalesi'ne bakarken tasvir eden kabartma portresinin bulunduğu kapı kapalı tutuluyor ama içerinin görüntüsü canlı olarak ekrana yansıtılıyor.

Eşim Anıtkabir'i ilk kez gördü. Henüz nerede olduğunu anlayamayacak kadar küçük olan oğlumun da ilk ziyaretiydi. Ben henüz çocukken annem ve babamla gelmiştim ama hemen hemen her şey hatırladığım gibiydi. Bu yüzden uzun zaman geçmiş gibi hissetmedim ama geçen seneler içinde okuduğum ve öğrendiğim her şey, bu seferki ziyaretimi, çok daha büyük bir hayranlık, saygı ve sevgiyi yüreğimde taşıyarak yapmamı sağladı.

Öğleden sonra eve dönüş yolculuğuna başladık. Özellikle Bolu'da başlayan yoğun yağmur neredeyse hiç durmadı. Hem bizim gibi evlerine erken dönmeye karar verenlerin yollardaki kalabalığı, hem de bu yoğun yağmur nedeniyle İstanbul'a ulaşmamız sekiz saatten daha fazla sürdü. Cumartesi ve pazar günleri zamanımızı dinlenerek geçirdik. Böylece, hatıralarımızda yer edecek güzel bir tatili geride bırakmış olduk.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder