22 Ekim 2013 Salı

Seyitgazi'den Akşehir'e

[12-18 Ekim 2013 tarihleri arasında yapmış olduğumuz gezi yazısının ikinci bölümdür. İlk bölüm: Eskişehir Gezisi]

13 Ekim sabahı Eskişehir'den ayrıldıktan sonra ikinci geceyi geçireceğimiz Konya'ya doğru yola çıktık. Konya'ya, Seyitgazi-Yazlıkaya-Afyonkarahisar-Akşehir güzergâhını takip ederek gitmeyi planlamıştık. Bu seçim bize hem güzel bir deneyim hem de biraz korku yaşattı.

Yola çıktıktan kısa bir süre sonra ulaştığımız Seyitgazi köyü, adını Cüneyt Arkın'ın ünlü tiplemesi Battal Gazi'den alıyor. Tam adıyla Seyyid Battal Gazi'nin türbesinin içinde bulunduğu külliye işte bu köyde yer alıyor. Külliye'ye ulaşmak için köyün içinden geçerek tepeye çıkmak gerekiyor. Emevîlerin Anadolu'nun doğusunu fethetmelerinden sonra Malatya'ya yerleşen Arap bir ailenin oğlu olan Battal Gazi, Bizanlıların kesin galibiyetiyle sonuçlanan ve Anadolu'daki Arap ilerlemesini sonlandıran 740 senesindeki Afyon Savaşı'nda aldığı yarayla şehit düşünce bugünkü Seyitgazi köyüne defnedilir. Türbenin 13.yy başında Selçuklular tarafından inşasına başlanır, 15.yy'da Osmanlılar tarafından yenilenerek zamanla yapılan eklemeler sonucu bugünkü halini alır.

Tepede yer alan külliyenin müthiş bir manzarası var. Seyit*1 Battal Gazi Vakfı tarafından bakımı üstlenilmiş olan külliye temiz tutuluyor. Cami içinden girilen türbe, gördüklerim arasında en ilginç olanlardan biriydi. Türbe içinde müthiş bir akustik vardı; her ses türbe içinde birkaç saniye yankılanıyordu ve ses titreşimlerini hissedebiliyorduk. Battal Gazi'nin üzerindeki lahit ise 8 metre uzunluğundaydı. Hemen yanında bulunan ve Bizans imparatorunun kızı olan karısı Elenora'nın bulunduğu lahit ise küçücük kalıyordu. Rivayetler Battal Gazi'nin çok uzun boylu olduğunu söylüyor ama 8 metre değildir artık. Yani Cüneyt Arkın'ın Battal Gazi filmlerinin abartı olduğunu düşünenler, türbeyi görünce bir kez daha düşünsünler.

Afyonkarahisar'a doğru tekrar yola çıktıktan bir süre sonra Yazlıkaya yol ayrımından doğuya doğru döndük. Yazlıkaya köyüne ulaşana kadar geçen 32km boyunca yolda bir tane bile araba yoktu. Köye varana kadar yol boyunca Frig Medeniyetine ait, kayalara kazınmış yerleşim yerleri ve anıtlar çıktı karşımıza. 3000 sene öncesine tarihlenen bu kalıntılar, ne kadar değerli topraklar üzerinde yaşamakta olduğumuzu bir kez daha gözler önüne seriyordu.

Geniş bir alana yayılmış olan Frig Yolu'nun*2 ortasında yer alan Yazlıkaya'daki Midas Anıtı'nı ve etrafındaki Frig yerleşim alanını ziyaret ederek hissettiğimiz duygular, bize, doğru bir güzergâh seçmiş olduğumuzu kanıtladı. 1999 yılında Polatlı'da askerlik yaptığım zaman Gordion'da bulunan ve Midas'ın mezarı olarak bilinen tarihî yapıyı ziyaret etmiştim. Tümen olarak yapmış olduğumuz 30 kilometrelik intikal güzergâhı üzerinde bulunan mezar, Frig Yolu'nun en doğu kısmında yer alıyor. O zaman silah arkadaşlarımla emir altında girdiğim Frig Yolu'na, bu sefer ailemle keyif içinde girmiş oldum. Kim bilir, belki ileriki senelerde tüm yolu katetmek için bir yürüyüş turuna katılırım.

Yazlıkaya'dan Afyon'a doğru tekrar yola çıktık ve o bozuk köy yolunda giderken her yanımızda yine çeşitli kalıntılar gördük. Ancak o kadar medeniyetten uzak kalmış yerlerdi ki, cep telefonlarımız bile çekmiyordu. Hem Turkcell hem Vodafone hatlarının çekmediğinin altını çiziyorum. Eşim, ya araba bozulursa gibi ürkütücü senaryolar kurmaya başlamıştı ki, kendimizi başka bir köy içinde bulduk. Toprak üzerinde çalışmakta olan bir kadına emin olmak için yolu sorduk. Orta yaşlarda, ince, uzun boylu bu köylü kadının yolu tarif edişi, tavırları, bakışları o kadar zekâ ve heyecan doluydu ki, ömrünü o küçük köyde geçirmiş olmasından üzüntü duydum. Kızlarımızın okuması için, başta rahmetli Türkan Saylan'ın başlattığı olmak üzere benzer projelere destek verilmesinin ne kadar önemli olduğunu bu paragrafın sonunda hatırlatmak istiyorum.

Öğlen saat iki sularında Afyonkarahisar'a vardığımızda, planladığımızdan daha fazla zaman harcamış olduğumuzu anladık. Afyon'da ziyaret etmek istediğimiz yerler vardı ama hem çok geç kalmıştık hem de şehirde inanılmaz bir kalabalık vardı. Yemek için bile durmak istediğimiz hiçbir yerde boş park yeri yoktu. Nihayet şehir dışına doğru bir restoranda durup karnımızı doyurduk. Afyon'da görmek istediğimiz yerleri daha sonraki bir tarihe ertelemek zorunda kaldık. Ama hiç olmazsa meşhur kaymağının tadına, yemek sonrası istediğimiz ekmek kadayıfının üstünde bakma imkânı bulduk.

Konya'ya doğru yola koyulduk ve gece kalacağımız otele varmadan önce uğrayacağımız son yer olan Akhisar'da yaklaşık 30 dakikalık bir mola verdik. Bu molada, seneler önce annem ve rahmetli babamla yapmış olduğum Nasreddin Hoca türbesi ziyaretini, bu sefer eşim ve oğlumla yaptım. Nasreddin Hoca'nın yattığı söylenen türbe ile ilgili çok yeni bir bilgi var ve bu satırlarda size aktarmak istiyorum. Nisan 2013 tarihli habere göre; Anadolu Üniversitesi tarafından Sivrihisar ilçesindeki Ulu Cami kütüphanesinde bulunan mezar taşı ve taş sandukaların incelenmesi sonucunda taş sandukalardan birinin Nasreddin Hoca'ya ait olduğu belirlemiş. Bu bulguyla, mezarın nerede olduğu konusundaki belirsizliğin sona erdiğini söyleyen araştırmacılar, hocaya yaraşır bir anıt mezar yapılması konusunda telkinlerde bulunmuş*3. Bu durumda Akşehir'deki türbenin akıbeti ne olur merak ediyorum.

Bu son ziyaretten sonra, geceyi geçireceğimiz ve Adana'dan önceki son ziyaret yerimiz olan Konya'ya hareket ettik.

[Sonraki bölüm: Konya Gezisi]
_______________________________________________________________________________
*Bazı yerde 'seyyid', bazı yerde 'seyit' olarak yazılmış. Yazımda bu ayrıntıya dikkat ederek aktardım.
*2 Frigya Kültürel Mirasını Koruma ve Kalkınma Birliği (FRİGKÜM) tarafından desteklenen proje için bkz: http://www.frigvadisi.org/
*3 http://www.hurriyet.com.tr/kultur-sanat/haber/23084216.asp

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder