6 Eylül 2013 Cuma

Mişima, Mazzantini, Baldacci

Son dönemde biri İngilizce olmak üzere üç kitap bitirdim:
Denizi Yitiren Denizci, Yukio Mişima
Sakın Kımıldama, Margaret Mazzantini
Split Second, David Baldacci

Üç kez Nobel edebiyat ödülüne aday gösterilen ve Japonya'daki başarısız darbe girişiminden sonra harakiri* yaparak 1970'te intihar eden Yukio Mişima, ülkesinin en saygın edebiyatçılarından biri. Yazarlığın yanı sıra film yönetmenliği, aktörlük ve şairlik de yapmış.

Kitap iki ana bölüme ayrılıyor. Noboru adlı bir çocuğun dul annesinin üç gün süren bir aşk birlikteliğinin yer verildiği ilk bölümden sonra dört aylık yolculuk sonrası tekrar kavuşmalarıyla başlayan beraberliklerinin yer aldığı ikinci bölüm geliyor. Anlatım çok sade ve akıcı. Bizim Nobel ödüllü yazarımız O.Pamuk kitapları gibi, edebî olsun diye sakız gibi uzatılan cümleler yok. Siyasî görüşü sebebiyle ödül alan O.Pamuk'un aksine, Mişima'nın da siyasî görüşü yüzünden bu ödülü alamadığını belirtelim. Her sabah bugün kimle savaşsam, kimleri katletsem, diye uyanan ABD başkanına Barış Nobel'i verilmesi, ödülün bugün bile ne durumda olduğunu zaten anlatıyor.


Şu ayrılık konusuna biraz değineyim:
Tanıştıktan üç gün sonra birbirlerinden uzak kalacaklarını bildikleri halde bir ilişkiye başlayıp, ayrı kalınan dört ay süresince kavuşmayı hasretle bekleyen iki kişinin aşkına yer veriyor kitap. Üç günlük bir aşkın dört aylık hasreti.. Yazarın sözleriyle soralım: "İlişkilerini bıraktıkları noktadan sürdürmek, dört ay giyilmeyen bir ceketi sırta geçirivermek kadar kolay olacak mıydı?"

Aşk hasreti çekmek kolay değildir. Bunun sebebi birlikteyken yapılan şeylere özlem duymak değil de, birlikte henüz yapılmayan ya da yapılamayanları yerine getirme arzusudur. İnsanın en büyük yanılgısı, o son noktaya bir ulaşılsa bütün bir kalan ömrün o şekilde geçebileceğini sanmasıdır. Oysa yenilik katılmayan her ilişki bitmeye mahkûmdur. Ya ilişkiye yeni şeyler katmak gerekir, ya da yeni ilişkiye geçmek gerekir.

Hasret, ilişkide henüz yaşanmamış bir şeyler kalmışsa çekilebilir. Ya da yapmaya doyulmamış şeyler varsa. Hayaller yoksa hasret olmaz. Hayaller bitince ya da doyuma ulaşma evresinden sonra sıkıntı evresi başlar. Bu evreden sonra bıkkınlık gelir ve yeni arayışlara geçilir. Kitabın iki âşık karakterinin henüz üç günlük birliktelikleri, elbette hiçe yakın bir doyum verir. Ama hayalleri vardır ve bunları birbirlerine yazdığı mektuplarla anlatırlar. Mektuplarda yazamadıklarını ise kavuşunca açıklarlar. Sahibini hatırlayamadığım şu sözler çok yerindedir:
"Ben sana, senin hasretini çekmeyecek kadar yakın olmak istemem."

*

Sakın Kımıldama adlı kitabı seçip almamın nedenlerinin başında almış olduğu belirtilen ödüller vardı. Aslında şişirme ödüllerine kanıp da kitap almak huyum değildir ama bu sefer kandım. Yazarın adını daha önce hiç duymamıştım ama kapak arkasındaki açıklamayı okuyunca ilgimi çekti. Ancak okuyunca biraz hayal kırıklığına uğradım. Bunun sebebi beklentimi biraz yüksek tutmuş olmamdan mı kaynaklanıyor bilemiyorum.

Kitapta bir kasvet vardı. Öyküyü saygın bir doktorun ağzından dinliyoruz. Kızı kaza geçirip ameliyat edilirkenki sürede, doktor kendi hayatına ilişkin itiraflarını zihninde karşısına koyduğu kızına anlatıyor. Belli bir saygınlığa ulaşmış olan bu doktorun, varoşlarda yaşayan fakir bir kadına tecavüz ettikten sonra ona âşık olup metres hayatına başlamasıyla gelişen olaylar, adamın duygularındaki gelgitler ve konu edilen diğer tüm bileşenlerde akıcılığı bir türlü yakalayamadım. Okunmasa da kayıp sayılmayacak bir kitap.

*

David Baldacci'nin Split Second kitabı, iki eski Gizli Servis ajanı King ve Maxwell serisinin ilk kitabı. Bu bilgiye sahip olmadan önce okumuş olduğum Hour Game isimli kitap ise serinin ikinci kitabı (ilgili yazı bu linkte). Yani ikincisini birincisinden önce okumuştum ama bağımsız konular işlendiği için bir kopukluk olmadı. Yine de baştan okuyayım diye bu kitabı da aldım ve okurken hiç hayal kırıklığına uğramadım.


Dedektiflik romanları yazan Baldacci için günümüzün Agatha Christie'si desek yerinde olur sanırım. Aslında Gizli Servis ajanları karakterleriyle ve olaylarıyla daha çok iç içe geçen konuları işlemesi, Baldacci için 'dedektiflik romanı yazarı' demek yerine daha farklı bir niteleme yapmayı gerektirir. Çok iyi bir kurgulamayla ve tahmini çok güç sonuçlarıyla yazdığı eserler çok sürükleyici ve türünü sevenler için kaçırılmamalı. Ancak çok Amerikanvari olduklarını da ekleyelim.

King ve Maxwell serisinin diğer kitaplarını da, okunmak üzere orjinal dildeki baskılarıyla kütüphaneme almış bulunuyorum. Ayrıca bu sene King ve Maxwell serisi televizyon dizisi olarak da gösterime girecek ki bunu da izlemek için sabırsızlanıyorum.
---
* Harakiri kelimesini daha bilinen bir kelime olduğu için kullandım. Harakiri'nin kelime anlamı karın deşmektir. Ancak bu intihar yöntemine esas olarak seppuku denir. Japon Kanji alfabesindeki yazım şekilleri aynıdır ama Japonlar en çok seppuku kelimesini kullanır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder