6 Ağustos 2013 Salı

Hiroşima

Hiroşima'ya 2009 yılının Mart ayı sonunda gittiğim zaman bu kadar yeşil bir kentle karşılaşacağımı tahmin etmemiştim. Ama duygu dolu anlar yaşayacağımı biliyordum. Bloguma henüz başlamadan önce yapmış olduğum bu ziyareti yazmak için, atom bombası atılmasının yıldönümü olan bugünü tercih ettim.

Trenden inip dışarı çıktığınızda sizi ilk karşılayan bina, atom bombası atılan şehrin simgesi haline gelmiş olan, yarı yıkık 'A-Bomb Dome' (A-Bombası Kubbesi) olarak bilinen binadır. Sergilere ev sahipliği yapması için inşa edilmiş olan bu binanın kendisi bugün sergi halindedir. Bu binanın hemen yan tarafında beş kademeli bir anıt yer alır. Bu anıt, savaş döneminde hava saldırılarından kaynaklanan yangınların yayılmasını önlemek gibi çeşitli ihtiyaçların karşılanması için seferber edilen öğrencilerin anısına yapılmıştır. Çünkü seferber edilmiş olan 8400 öğrencinin 6300'ü atom bombası düştüğü gün ölmüştür.



Anma törenlerinin de yapıldığı Hiroşima Parkı geniş bir alan üzerinde kuruludur ve Hiroşima Müzesi bu park içinde yer alır. Müzeye girdiğim zaman alışageldiğimin dışında, hüzün ve dehşet yüklü bir ambiyans vardı. Sergilenenler ise tüyler ürperticiydi. Müzenin ilk salonunda Hiroşima'nın bomba atılmadan önceki ve hemen sonraki halleri maket olarak sergilenir. Bu terör gözler önüne serildikten sonra, bombadan etkilenmiş yüzlerce eşyayı ve resmi gözyaşlarınızı tutamayarak izlersiniz.




Müzede bulunan eşyalar arasında, bombanın atıldığı anı gösteren bir saat yer alır. Bu saat o an bir insanın kolundadır, sahibi ölmüştür ve saat o an durmuş, nihayet kendini müzede bulmuştur. Bombanın yaydığı sıcaklıkla eriyip birbirine geçmiş yemek kaseleri vardır. Bunlar o an bir evin mutfak rafındadır. Erimiş tren rayları, neredeyse kül haline gelmiş bir çocuk bisikleti, erimiş insan tırnakları, deriler, saçlar... Tüm bunların arasında ise beni en çok etkileyen Sadako Sasaki isimli kız için ayrılmış bölümdür.





Sadako

Hiroşima'nın benim için sembolü Sadako isimli kızdır. Beni en çok yaralayan onun hikayesidir çünkü. Atom bombası, yaşadığı şehre düştüğünde Sadako henüz 2 yaşındaymış. Nükleer etki vücudunda kendisini göstermeye başladığında ise 11 yaşında. Önce boynunda ve kulaklarının arkasında şişlikler oluşmuş, daha sonra da bacaklarında mor lekeler belirmiş. Küçük kıza lösemi teşhisi konmuş (atom bombası düştükten sonraki yıllarda özellikle çocuklarda ortaya çıktığı görülen lösemi hastalıklarının, bombanın radyasyon etkisinden kaynaklandığı 1950'li yılların başında kesinlik kazanmıştı).

Sadako, 1955 yılında hastanede tedavi altına alınır. Kendisini ziyarete gelen en yakın arkadaşı Çizuko, kağıt katlama sanatı origami ile kendisine kağıttan bir turna kuşu yapar. Eski bir Japon inanışına göre origami ile 1000 tane turna kuşu yapan bir kişinin dileği kabul olurmuş. Bu inançla iyileşmeyi dileyen Sadako 1000 tane turna kuşu yapmaya koyulur. Yeterli kağıt olmadığı için sağdan soldan topladığı tıbbi ambalaj kağıtlarını kullanır. Başka hastaların odalarına girerek onlara verilen hediyelerin paket kağıtlarını rica eder. Arkadaşı Çizuko da ona okuldan kağıt getirmektedir. Kardeşi ise yapmış olduğu her turnayı biriktirip asmaktadır. Ancak Sadako'nun durumu ağırlaşır ve henüz 644 tane yapabilmişken 12 yaşında hayata veda eder.

Amerika'nın 'Little Boy', yani Küçük Oğlan adını verdiği atom bombası, küçük bir kızın hayatını işte böyle elinden alır.

Hiroşima Müzesi'nde ve Hiroşima Parkı'nda, Sadako için ayrıca birer bölüm ayrılmış. Müzede, Sadako'nun kendisinin yapmış olduğu kağıttan turnalar da sergilenmekte. Parkta ise, kendisini elinde kağıttan bir turna tutarken gösteren heykelin yanı sıra, insanların 1000e tamamladığı kağıttan turnaları getirip bıraktığı bir anıt yer alır. 



Atom Bombası Neden Atıldı?

Cevap basit: masum insanlar ölsün diye.
Hiroşima, ABD terörünün en açık şekilde dünyanın gözleri önüne serildiği yerdir. Sadece ve sadece siviller hedef alınmıştır. ABD, terörünü perçinlemek ve tüm dünyaya duyurmak istercesine hemen üç gün sonra da Nagasaki'ye atom bombası atarak oradaki masum insanları da katletmiştir. Üst üste iki kere aynı katliamı yaptığı için kamu oyunu ve dünya tarihini 'kaza idi' diyerek kandıramayacağını bilen ABD, bu insanlık suçunu örtbas etmek için şu savunmayı yaptı: "savaşının sona ermesi için gerekliydi." Ancak ortaya çıkan belgeler bize gösteriyor ki, Mariana Adaları'nı kaybeden Japonya için, Almanya'nın Mayıs 1945'te teslim olmasıyla tüm gücünü Japonya'ya odaklayan Müttefikler karşısında savaş zaten kaybedilmişti. Müttefikler, Churchill'in de itiraf ettiği gibi, Japon imparatorunun teslim olmak için çareler aradığını, çözmüş oldukları haberleşme kodlarından biliyorlardı. Zira, hava kuvvetleri komutanı General Hap Arnold, haziran 1945'te savaşın ne zaman biteceğini sormuştu, çünkü B-29'ların komutanı General Curtis LeMay, Eylül ya da Ekim 1945 gibi bombalanacak bir hedef kalmayacağını kendisine rapor etmişti. Hatta genel kurmay başkanı Amiral Willaim Leahy, "Eylül 1944 başında, havadan ve denizden tamamen abluka altına alınmış olan Japonya'nın zaten savaşı neredeyse kaybetmiş olduğunu" yazmıştı. Ancak mesele şuydu: Müttefikler Japonya'nın 'koşulsuz' teslim olmasını istiyorlardı. Bu sorunu çözmek için de, zaten B-29'larla üzerlerine bomba yağdırdıkları şehirleri, daha az zahmetli bir yöntemle, atom bombasıyla yok etmek istemişlerdi. Ve bunu da 3 gün arayla iki kez yaptılar. Yani ABD bilerek ve isteyerek masum insanları katletti. ABD, sadece öldürmek istediği için o insanları öldürdü. Daha sonraki yıllarda katliamlarını Vietnam'da sürdürdü. Bugün ise Müslüman coğrafyada devam ettiriyor. Kendi halkı tarafından 'bebek katili' unvanı verilmiş dünyanın yegane askeridir ABD askeri.


Hiroşima'yı bir gün tekrar ziyaret edeceğim. Bunun yanı sıra henüz gitmediğim Nagasaki'yi de ziyaret listeme almış bulunmaktayım.

kaynaklar:
- "Hiroshima: Was it absolutely necessary?", Duo Long. http://www.spectacle.org/696/long.html
- Wikipedia
- Resimlerin tamamı kandi çektiklerimdir

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder