26 Ekim 2012 Cuma

Zeytindağı, Siddhartha, Son Şeyler Ülkesinde

Oğlumun doğumunun altıncı ayı, benim de işsizliğimin dördüncü ayı dolmak üzere. Kurban Bayramı için Adana'ya gitmeye, arabayla yola çıkıp Eskişehir, Ankara ve Konya'ya uğrayarak biraz gezmeye niyetlenmiştik ama hafta boyunca her yer çok yağışlı göründüğü için, biraz da oğlumun durumunu göz önünde tutarak vazgeçtik. Bayramı, boşalan İstanbul'da geçiriyoruz. Bu dönemi Japonca çalışarak ve kitap okuyarak geçirmeye devam ediyorum. Yazımın geri kalanına okuduğum son kitaplardan bahsederek devam edeceğim.

 
Falih Rıfkı Atay'ın Zeytindağı kitabı, pek çok açıdan çok faydalandığım bir eser oldu. Bu sebeple yazımda, ilk ve en geniş yeri bu kitaba ayırmayı uygun buldum.

Önce birkaç bilgi vereyim: Zeytindağı, günümüzde İsrail sınırları içinde yer alan bir tepenin Türkçe adıdır. Kudüs'ün doğusunda yer alır. Musevîlere göre Yahudi milletinin kurtarıcısı Mesih'in, Zeytindağı üzerinden Kudüs'e geleceği aktarılır. Hıristiyanlara göre, İsa Zeytindağı'nda ibadet ederken kendisine peygamberlik görevi verildiği anlatılır (Barnabas İncili). Bazı müslümanlar ise Sırat köprüsünün, Kidron Vadisi ile Zeytindağı arasında kurulacağıni söyler (bu düşünce Kur'an dışıdır). Üç dinin mensupları tarafından böylesine önem arz eden ve 20.yy. başlarına kadar Osmanlı idaresinde kalan Zeytindağı, Atay'ın, askerlik görevinde bulunduğu ve öncesiyle sonrasıyla bu dönem içindeki gözlemleri, yaşananları kitabında ele aldığı yer. Yazar, eserinde, Osmanlı'nın son dönemlerinde olan gelişmeleri, görevli olarak yanına gittiği Cemal Paşa'yı odaklayarak yazmış*.

Falih Rıfkı Atay, bu kitapta bize Atatürk ile ilk karşılaşmasını şöyle anlatıyor:
Balkan Harbi sonrası Edirne 1913'te geri alınır. Enver Paşa bir tümen komutanıdır ve Edirne'ye kendi tümeninin girmesini ister. Atay o sırada Tanin gazetesinde çalışıyor ve henüz 19 yaşında. "Enver, Balkan Savaşı'nın ilk fetih şerefini rakiplerine bırakmamak için, süvarisini olanca hızıyla ileri atmış, bu yüzden eski arkadaşları ile arası açılmış. Hacı Âdil (dönemin Edirne valisi. MS.), Dimetoka'ya uğrayarak, bu soğukluğu gidermeye çalışacakmış." Dimetoka'da genişçe bir salonda toplanılır. Hacı Âdil, paşalar, vs. üst safta yer alırlar. "Aşağıya doğru öteki misafirlerin arasında bir kurmay göze çarpıyordu. Sarışın, sert ve bakınırken gözlerine takılmamak imkansız! Hacı Âdil, arasıra ona dönüyor. Belli ki rütbesi ile nisbetsiz bir önemi var... Salondan çıktıktan sonra Hacı Âdil'e bu zatın kim olduğunu sordum. Mustafa Kemal Bey, dedi. Sonra biraz şaşıca gözlerini mânâlaştırarak ilave etti: Yamandır!"

Okudukça, bugünkü Türkiye siyasî yönetiminin, zihniyet ve eylem olarak nasıl da yüz yıl öncekine dönmekte olduğunu da göreceksiniz. Meselâ, yazar, Zeytindağı'nda askerlik görevini yaptığı sıradaki şu gözlemini de kitabında aktarıyor. "Türkleşmiş hiçbir Arap gömedikten başka, Araplaşmamış Türk'e az rastgeliyordum." Bu sözler bana, ister istemez bugünkü malıye bakanının "Arap köklerimize dönmeliyiz" beyanatını hatırlattı. Halbuki kendisi İngiliz vatandaşıdır ve Kürttür. Atay, diğer bölümde şöyle devam ediyor: "Arap meselesi denen şey Türk düşmanlığı hissi idi."

Atay, kitabın sonlarına doğru, Türk evlatlarının Türk olmayan yerleri savunurken verdiği canlara, siyasî kepazeliklere ve tüm kayıplardan sonra Atatürk'ün ortaya çıkıp istiklâl mücadelesini başlatmasına dikkati çekerek şu özeti yapıyor: "İşte size kitabın özü: İlim ve vatan adamı olunuz. Hiçbiri yalnız başına, ne sizi, ne de milletini kurtarabilir."

***
Hermann Hesse'nin 1946 Nobel Edebiyat ödülüne lâyık görüldüğü eseri Siddhartha şiirsel bir üslupla yazılmış, insanı, okudukça huzurla dolduran bir eser. Bu üslubu yansıtan çevirmenin (Kâmuran Şipal) hakkını da vermek gerekir. İki dünya savaşı kaybetmiş Almanya'nın savaş karşıtı yazarı Hesse, Siddhartha ile, eserlerine taşıdığı doğu kültürü, gizemi ve yaşam felsefesini en iyi şekliyle yansıtarak, kendi deyimiyle "tüm dinlerde, insanların benimsediği tüm inanış biçimlerinde ortak olan yanı, tüm ulusal ayrımları aşan, tüm ırkların, tüm bireylerin benimseyebileceği şeyi yakalamaya" çalışmış.
 
Paul Auster, Son Şeyler Ülkesinde adlı kitabında çok farklı bir resim çizerek, okuyucuyu, yaşamın sonuna yaklaşıldığı bir zamanda, insanın hayatta kalma adına yaptığı son mücadelelerini ve bu mücadeleler içinde bile bulduğu dostlukları, aşkları, sevinçleri, ağabeyini bulmak adına yola çıkan Anna isimli bir kızın gözünden anlatıyor. Yazar, bu hayalî dünyayı yansıtırkek kullandığı tasvirler ile gerçekten çok iyi bir iş çıkarmış. Bu kitabı okumanın başlıbaşına farklı bir deneyim olduğu düşüncesindeyim.

* Cemal Paşa, İttihat ve Terakki Cemiyeti önderlerinden olup Üç Paşalar İktidarı olarak bilinen dönemin (1913-1918) üç paşasından biri (diğerleri: Enver ve Talat paşalar). Birinci Dünya Savaşı'nda Filistin Cephesi komutanı idi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder