12 Haziran 2012 Salı

Okayama

Yaklaşık bir senenin ardından oğlumu görebilmek için gittiğim Japonya’da, arkadaşım Chie ile tekrar buluşma fırsatı bularak daha önce görmediğim bir yere daha gitme imkanı buldum: Okayama.

Hızlı tren Shinkansen ile Nagoya’dan Okayama’ya ulaşmak 2 saatten daha kısa sürüyor. Imabari’den gelen Chie ile istasyonda buluşup Okayama’nın bir kasabası olan Kurashiki’ye geçtik ve böylece bu seferki Japonya seyahatimin tek gezisi başlamış oldu.

İlk durağımız, resim çekmenin maalesef yasak olduğu Ohara Sanat Müzesiydi. Bu müze Japonya'nın ilk Batı kaynaklı sanat müzesi olma özelliği taşıyor. Ziyaret edilebilecek dört ayrı bölümden olşan bu müzede hem Japon hem Batılı sanatçıların eserlerini yakından inceledik. Picasso’nun daha önce internette vs. görmediğim eserlerinin yanı sıra Monet, Matisse, Gauguin, Renouir’ın birkaç eserini de görme şansı buldum. Ancak benim ilgimi daha çok Japon sanatçıların eserleri çekti çünkü onların stili ve eserlerinde yansıttıkları konular görmeye alıştıklarımdan daha farklıydı.

Müze gezimizden sonra evleriyle ünlü olan Kurashiki sokaklarında dolaşmaya başladık. Bu evlerin bulunduğu bölge Kurashiki’nin içinde bir köy gibiydi. Çevresini söğütlerin süslediği nehrin kenarına inşa edilmiş olan bu evler, alışılagelmiş Japon evlerinden, beyaz cepheleri ve siyah kiremitleriyle farklılık kazanıyor. İnşa edildikleri dönemde pirinç, pamuk gibi malzemelerin depolanmasında kullanılmışlar. Bugün ise kafelerden, pastanelerden, restoranlardan ve mağazalardan oluşuyor.



Hem gündüz hem akşam saatlerinde aynı sokakları tekrar tekrar gezdik. Bu evlerin hemen yanında yer alan Kurashiki Ivy Square'i ziyaret ettik ve akşam yemeğimizi o bölgenin ünlü birası Doppo eşliğinde yedik.


Geceyi orada geçirdikten ve sabah kahvaltısından sonra tekrar Okayama’ya dönüp hayatımda gördüğüm en güzel yerlerden birini, Okayama Koraku-en’i ziyaret ettik. Japonya’nın Üç Büyük Bahçesi'nden biri olan Koraku-en 1700 senesinde Okayama Lord’u olan Ikeda Tsunamasa tarafından yaptırılmış ve 1863’te çağdaş bir görünüme ulaşmış. 1950 öncesine kadar sellerden ve İkinci Dünya Savaşı döneminde bombalamalardan etkilenmesine rağmen kültürel mirasların korunması çabalarıyla restore edilerek günümüze kadar ziyarete açık durumda kalmış.



Koraku-en’de geleneksel Japon düğün kıyafetleri içinde yürüyüş yapan, resim çektiren yeni gelin ve damatlara rastlamak mümkün. Zamanın kaybolduğu bu huzur dolu yerin hemen her köşesine adım atmaya çalıştım. Resimlediklerim arasında manzaranın içine yerleştirmeye çalıştığım bu gelin-damatların yanı sıra birbirinin üzerine çıkarak ziyaretçilerin attığı yemleri kapmaya çalışan rengarenk göl balıkları koiler, Okayama Kalesi, daha önce hiç görmediğim kadar büyük olduğu için önce kuş zannedip bir dala konduğu zaman ne olduğunu anladığım siyah bir kelebek de vardı.



Bu güzel gezinin sonunda, Chie’yi uğurladığım Okayama İstasyonu’ndaki mağazalarda eve dönmeden önce biraz daha gezip alışveriş yaptım. Bu bölge shiromomo dedikleri beyaz şeftalisiyle ünlü. Bu şeftalilerin tanesi 2000 Yen, yani yaklaşık 50 TL! İnsanda neyi varmış bunun da bu kadar pahalıymış diye merak ve alma isteği uyandıran bu şeftaliyi almamak için kendimi zor tuttum ve eve götürmek üzere aromasından yapılan lokum benzeri tatlılardan (mochi) aldım. Ayrıca yine orada meşhur olan, mochi benzeri bir başka tatlı kibi dangodan da bir paket aldım. Ve nihayet eve dönerek bu yıl Japonya'da yapma fırsatı bulduğum tek gezimi noktalamış oldum.

-Kibi dango'nun ilginç bir efsanesi var. Bu efsaneyi ayrı bir başlıkta yazdım: Kibi-dango

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder