15 Temmuz 2010 Perşembe

Tokyo 2010

Kaldığım yerden yazmaya devam ediyorum. Bugüne yetişebilmek için daha uzun dönemleri yazacağım.

Amcamı defnettiğimiz gün müracaat ettiğim diğer şirketten de iş teklifi geldi. Hem mevki açısından hem şirketin hedefleri açısından değerlendirdiğimde benim için daha uygun olacağını düşünerek bu şirketi tercih etmeye karar verdim. Amcam işe gireceğimi öğrense ne kadar sevinirdi. Tekliften 3 gün sonra cevabımı ilettim. Teklif metninde işe başlama tarihi olarak 21.07.2010 yazıyordu. Öncelikle bunu onaylatmak için şirketi aradım. İki kez sordum ve “tarih ne yazıyorsa o şekildedir” diye cevap aldım. Tatil yapabilecek 1 ay kadar vaktim olması demekti bu. Evrakları bir an önce tamamlayıp, imzayı attıktan sonra tatile çıkabileceğimi ve biraz dinlenebileceğimi düşünmüştüm. Ancak daha sonra şirketten evrakları “işe başlama tarihi olan 21.06.2010da” getirmem gerektiği yönünde bir e-mektup aldım. Teklifi gönderen bayan öncekini hatalı yazmış. Yani bana 4 gün sonra işe başlamam gerektiği bildirilmişti. Tatil planlarım suya düştü tabi ama onları tekrar arayıp durumu bildirdim ve süre istedim. 1 Temmuz için anlaştık. Bu bana yaklaşık 2 hafta kazandırdı. Böylece derhal tatil planı hazırladım. Cuma günü 13:30da bileti ayarlayıp 18:30 uçağıyla eşimle beraber Tokyo’ya gittik.

Japonya’yı ve Japonları çok seviyorum. İnsanlar elbette şehirden şehire, kasabadan kasabaya değişiyor. Ancak hepsi çok renkli, çok hoş. Yaşlısı, genci, çocuğu, kadını, erkeği, köylüsü, şehirlisi, hepsi insana çok yakın.

İlk olarak elbette Akihabara’yı gezdik. Benim için Japonya’nın en önemli yerlerinden biri. Ancak ne yazık ki, aradıklarımı bulmama rağmen yakından bakınca çok beğenmediğim için almadım. Hem benim için hem eşim için Türkiye’de kullanabileceğimiz birkaç küçük şey alabildik. Ancak herşeye rağmen o caddede yürümek, değişik insanları izlemek, ilginç mağazalarda ilginç ürünler görmek ayrı bir keyifti. Intel şirketi yeni bilgisayar ürünlerini tanıttığı küçük bir alanda fuar açmıştı. Orayı gezdik. Final Fantasy 14 oyununun ilk tanıtım görüntülerini seyrettik. Artık her şey 3-boyuta dönmeye başlıyor. Japonya’da 3-boyut destekli televizyonlar, bilgisayar ekranları ve elbette bunlarla uyumlu oyunlar, filmler satışa çıkmaya başlamış. 3-boyutlu ‘street fighter 4’ oyununu izlemek çok eğlenceliydi. Yani 3-boyut artık ev teknolojisi olarak da hızla yayılıyor. Bunlara sahip olabilmek için sabırsızlanıyorum.


İlginç giysisiyle Akihabara'da bir genç kız.



Akihabara


Japonya kültürünün bir parçası olan yeşil çayı çikolatalarda bile görmek mümkün. Yeşil çaylı Kitkat'a ne dersiniz:)

Tokyo’da bir gece kaldıktan sonra ertesi gün akşam saatlerinde eşimin Tsu'daki evine gittik. Anne, baba, iki baldız, iki bacanak, üç yeğen, iki de biz; ailenin onbir kişisi bir araya geldik. Erika'yı ilk kez görmek benim için ayrı bir heyecandı. Sonraki sabah eşim, ben, anne ve baba uzun zamandır çıkma fırsatı bulamadığım güzel bir araba yolculuğuna çıktık. Bu yolculuk uzun bir zaman unutamayacağım, bir daha kolay kolay fırsat bulamayacağım güzel bir yolculuk oldu. Bu yolculuğun detaylarını daha sonra yazacağım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder