26 Ocak 2019 Cumartesi

Uraşima'da Gün Doğumu

Naçi Şelalesi ve çevresindeki tapınaklara yaptığımız yorucu tırmanış ve inişten sonra arabamıza tekrar binip yola koyulduk (önceki bölüm: Naçi Şelalesi). Geceyi geçireceğimiz Uraşima Oteli'nin [1] otoparkına park ettik etmesine ama otele ulaşmamız için yarım saat kadar daha yolculuk yapmamız gerekiyordu. Üstelik bunun için karadan ve denizden olmak üzere iki de taşıt değiştirmemiz gerekiyordu. Park ettiğimiz yerde diğer müşterilerle beraber otelin servis otobüsüyle Katsuura Limanı'na geçtik. Limanda bizi otelin teknesi bekliyordu. Birkaç dakikalık kısa bir deniz yolculuğundan sonra otelin giriş kapısının hemen önündeki iskelede indik. Artık geriye sadece anahtarımızı alıp odamıza yerleşmek ve kaplıca havuzlarının keyfini çıkarmak kalmıştı.

Kelime olarak Uraşima (浦島), Koy Adası anlamına geliyor. Bu isimden dolayı otelin adada olduğunu ve bu yüzden tekneyle ulaşıldığını düşünebilirsiniz. Ancak otelin bulunduğu yer küçük bir yarımada. Yarımadanın üzeri tamamen ormanlık yeşil alan. İnşa etmek için de olsa, ulaşmak için de olsa ağaçların hiçbiri kesilip doğal alan tıraşlanmadığından otele karadan ulaşım bulunmuyor. Ulaşımın denizden olmasının sebebi bu. Yarımadanın doğu tarafı Pasifik Okyanusu ile birleşiyor. Batı tarafı ise Katsuura Limanı'nı içine alan koya bakıyor. Uraşima adının en azından ilk kısmı böylece anlamını bulmuş oluyor. Şunu da hemen belirtelim ki, otelin koy anlamına gelen ilk kanjisi ura ile zafer koyu anlamına gelen Katsuura'nın (勝浦) son kanjisi aynı. Bu sebeple otelin adının, coğrafî nedenlerden kaynaklandığını değil de sadece bulunduğu ilden geldiğini söylemek yanlış olmaz.

Yarımada, deniz seviyesinden oldukça dik yükseldiğinden, oteli oluşturan binalar ve bölümler farklı yüksekliklerde bulunuyor. Giriş yaptığımız ve kaldığımız odanın bulunduğu bina, yarımadanın koya bakan batı kıyısında, deniz seviyesinde yer alırken, okyanusa bakan doğu kısmındaki bina ise yarımadanın tepesinde kalıyor. Bu binadaki odalar daha lüks ve haliyle bizimkinden birkaç kat daha pahalı. Sadece bu odaların müşterilerine özel bir kaplıca havuzu bile var. Parası neyse öderiz derseniz siz de bu kaplıca havuzunun kükürtlü ve sıcak sularının içindeyken okyanusun, dağların, gün batımının, gün doğumunun, şehrin, doğanın eşsiz manzaralarını tepeden seyrederek rahatlayabilirsiniz. Ancak tüm bunları bizim gibi ayrı ayrı da yapabilirsiniz. Herkese açık olan diğer kaplıcalardaki su aynı su ve saydığım tüm manzaraları izleyebileceğiniz tepede bulunmak için illa kaplıcasına girmeniz gerekmiyor.

Kaplıca suyu kükürtlü olduğundan kokusu biraz rahatsız edici. Çürük yumurtayı andıran bir kokusu var. Ama vücudunuza verdiği his çok rahatlatıcı. Yumuşak ve dinlendirici. Sabah uyandığınızda, gece uykunuz kaçtığında, yemekten önce, kahvaltıdan sonra, yani canınız ne zaman isterse kaplıcalardan herhangi birine girebilirsiniz. Tamamı 24 saat açık. Ayrıca tüm müşteriler gibi konaklama süresi boyunca otel içerisinde yukata (bornoza benzeyen ince Japon giysisi) ile dolaşacağınız için her seferinde üzerinizi değiştirmeniz gerekmiyor. Birçok yerde yukatanızı kuru ve temiziyle değiştirebileceğiniz büfeler bulunuyor.

Otelin faklı yerlere konumlandırılmış beş kaplıca havuzu var. Her birinin manzarası farklı. Bazıları mağara içinde yer alıyor. Mağaranın ağzından hemen birkaç metre önünüzdeki kayalara vuran dalgaların sesini dinlerken, okyanusun eşsiz görüntüsünü izleyerek havuzun keyfini çıkarmanız mümkün. Kaplıcalara ve otelin diğer tüm bölümlerine tünellerden geçerek ulaşılıyor. Yani doğa yine tahrip edilmemiş, bir ağaç bile kesilmemiş, onun yerine kayalar kazılarak tüneller açılmış.

Her gün resepsiyonda bulunan yazı tahtasında ertesi gün güneşin doğacağı saat güncelleniyor. Okyanusu tepeden gören konumuyla güneşin dünya üzerinde yükseldiği ilk anları izlemek mümkün. Eşim ve çocuklar uyumaya devam ederken, üzerime kat kat giysiler geçirip ben de bu eşsiz olayı izleyebilmek için tepeye çıktım. Gelen tek kişi ben değildim ama ilk kişi bendim. Çok daha erken kalkıp geldiğim için yeni yılın ikinci gecesinin son yıldızlarından, üçüncü gününün ilk ışıklarına kadar ki tüm süreci büyük bir zevkle seyrettim.

Artık yavaş yavaş yola koyulma vakti yaklaşıyordu. Güzel bir kahvaltıdan sonra otelden ayrıldık. Önce tekne ile Katsuura Limanı'na, sonra otobüsle otoparka geçip arabamıza kurulduk. Seyahat planımızda biraz daha güneye inmek vardı. Kuşimoto'daki Türk Müzesi'ni ziyaret etmek üzere hareket etiik.

Devamı geliyor..
_________________________________________________________________________________
[1] Otelin web sitesi: Hotel Urashima
[2] Kaplıcalarda resim çekmek yasak olduğundan fotoğraf otelin web sitesinden alınmıştır (img_boukido)

12 Ocak 2019 Cumartesi

Naçi Şelalesi 那智の滝

Yeni yılın ilk haftası Japonya genelinde tatil haftasıydı. Çocukların okulu ile benim ve eşimin iş yerlerimizin tatil olması, yılın yorgunluğunu atabilmek için iyi bir fırsattı. Bu tatile kısa bir gezi sıkıştırmamak elbette olmazdı. Biz de yılın ikinci ve üçüncü günününde biraz güneye inmeye karar verdik.

2 Ocak sabahı arabamıza atlayıp saat sekizde yola çıktık. Doğu sahili boyunca ilerleyip Wakayama Bölgesi'ne (和歌山県) geçtik. Geceyi geçirdiğimiz Uraşima Oteli'ne varmadan önce okyanusa uzanan sahillerin görkemli manzaraları önünde biraz soluklanmak için birkaç kez durduk. Ancak otele gitmeden önceki esas durağımız Naçi Şelalesi (那智の滝) idi. Yazılı ve çizili tarihi yüzyıllar öncesine dayanan bu şelale ile tapınakların bulunduğu çevresindeki alan UNESCO dünya mirası listesinde bulunuyor.

Burayı yıllar önce ilk kez yaz ayında ziyaret etmiştim. Dağdan düşen su miktarı o günküne göre bu sefer daha azdı. Ama tatil günleri olması ve yeni yıla giren Japonların dua etmek için uğraması sebebiyle bu kez çok daha kalabalıktı. Onlarca dakika sırada bekleyerek kaptığımız otopark yerinden olmamak için tepenin üst kısımlarında bulunan tapınak bölgesine yürüyerek çıkmaya karar verdik. Zaten yorucu olan çıkış sırasında bir de kucak isteyen çocuklarımızı ara sıra taşıyarak ilerlemek yorgunluğumuzu daha da artırdı. Eşim ve çocuklar daha fazla dayanamayınca tapınakların alt kısmında kalan pagodanın bulunduğu parkta dinlenerek beklemeye karar verdiler. Ben ise gelmişken tekrar görme ve birkaç resim çekme fırsatını kaçırmamak için en üst kısımdaki tapınaklara kadar çıktım.

Bölge hem kalabalıktı, hem de bazı yerler tadilattaydı. Tapınakların içinden çok etrafındaki doğa ve manzarayla ilgilendiğim için bu durumdan ben şikayetçi değildim. Eşimi ve çocukları bekletmemek için acele etmek istiyordum ama manzara o kadar güzeldi ki biraz oyalanmaya karar verdim. Doğanın yeşiliyle birleşen denizin mavisine bakarken, bir ara kollarımı iki yana açıp, şöyle bir gerinerek derin bir oh çektim. Ciğerlerimi dolduran temiz havayla tam sarhoş olmaya başlamıştım ki, iki çocukla tek başına başa çıkmaya çalışan eşimden gelen telefon sesiyle kendime geldim. Alelacele yanlarına gidip birkaç dakika soluklandıktan sonra geldiğimiz yoldan inmeye başladık. O gün için artık geceyi geçireceğimiz ve iyice dinleneceğimiz kaplıca oteli Uraşima'dan başka gidecek yer kalmamıştı.

Devamı: 
Uraşima'da Gün Doğumu

4 Ocak 2019 Cuma

2019

Yeni yıla girdik. Japonya'da bir hafta tatil olması sebebiyle yılın ilk günlerini dinlenerek geçiriyorum. Araya bir de iki günlük gezi sıkıştırdım, ki bunun yazısını daha sonra yayınlayacağım. Yani yeni yıla güzel girdik. Ancak nedense 2019 yılı için hiç iyi şeyler düşünemiyorum. Gerek dünyadaki politik gelişmeler, insan eliyle bozulan doğanın sayıca ve şiddetçe artarak afetlerle tepki göstermesi, kitlelerin vurdumduymazlığı gibi nedenler buna engel oluyor.

Herkes gibi ben de güzellik yarışmacıları gibi barış filan dilerdim ama en iyisi içimden geçenleri söylemek. 2019'un hiç de hayırlı bir yıl olacağını sanmıyorum. Büyük felaketlerin yaşanacağı ve daha büyüklerinin başlangıcı olacağını hissediyorum. Ölümden ve zulümden başka bir şey aklımda canlandıramıyorum. Yurtta sulh cihanda sulh diyen, dünya tarihinin gelmiş geçmiş en büyük adamının en büyük adımını atmasının yüzüncü yıl dönümü olması dışında hiçbir güzellikle bütünleştiremiyorum. Haydi hayırlı seneler!

8 Aralık 2018 Cumartesi

Obentou

Eşim her sabah hepimizden önce kalkıp çocuklara kahvaltı hazırlıyor. Kahvaltıyı hazırlamak çok zaman almıyor ama hem kendisi hem de benim için obentou (お弁当) hazırlaması biraz zaman alıyor. Obentou bir Japon geleneği diyebiliriz. Eğer şirketin öğle yemeği servisi yoksa, çalışanlar ya dışarıda yemek yiyorlar ya da evde hazırlayıp getirdikleri yemekleri yiyorlar. İşte evde hazırladıkları yemeğe obentou deniyor.

Mağazalarda çeşit çeşit obentou kutuları satılıyor. Yaşa göre, kapasitesine göre resimlisi, şekillisi, küçüğü, büyüğü birçok çeşidi var. Eşim hepimiz için birer kutu almıştı. Çocuklar okulda, biz de işte onun hazırladığı obentouları öğle yemeğinde yiyoruz.

İşte bu kısa yazıyı da aslında bunun için yazıyorum.

Eşim, sadece karnımız doysun diye değil gözümüz doysun diye de özene bezene hazırlıyor. Hatta üstüne bir de kalorisini, proteinini, vitaminini, mineralini hesaplayarak hazırlıyor. Öncesinde de haftalık alışverişini bu hesaplara göre yapıyor. İş yorgunluğunun ardından aç karnına obentou kutumu açınca da işte böyle manzaralarla karşılaşıyorum. Perşembe ve cuma günkü öğle yemeklerimin, yani afiyetle yediğim obentoularımı siz de görün istedim.