15 Ağustos 2019 Perşembe

Yaz Ödevi

Birkaç hafta önce Japonya'da okulların yaz tatili başladı. Yaz tatili Japonya için yarıyıl tatili demek. Türkiye'de ve diğer birçok ülkede okul yılı yaz sonunda başlayıp yaz başında biter. Ara tatil şubat ayına denk gelir. Japonya'da ise okul yılı Nisanda başlar. Yaklaşık iki ay süren yaz tatili ise yarıyıl tatili olur.

Tatiller çocukların sadece oyunlar oynayıp derslerden uzaklaşacağı anlamına gelmiyor. Japonya'da okul öğretmeni tarafından ödevler ve sorumluluklar veriliyor. Her akşam dokuzdan önce yatmak, anne ve babaya ev işlerinde yardım etmek, spor yapmak, dışarıda oynamak gibi ödevler var. Bunlar yerine getirildikçe ödev listesinde işaretleniyor. Ödev listesi okullar tekrar açıldığında sınıf öğretmenine teslim ediliyor. Öğrenciler ödevlerinin ve sorumluluklarının hesabını veriyor. Oynadıkları oyunları, gittikleri yerleri yazıya döküp sınıfta okuyor, anlatıyor.

Resmini gördüğünüz çan çiçekleri de işte oğlumun sorumluluklarından biri. Bu çiçeğin tohumlarını oğlum okulların açıldığı Nisan ayında ekti. Suladı, çimlendirdi, büyüttü. Her zaman okulun bahçesindeydi. Yaz tatili başlayınca alıp eve getirdi. Çiçeğe evde bakmaya devam ediyor. Okullar tekrar açıldığında geri götürecek ve bakımına okulda devam edecek.

Elbetteki bu durum diğer tüm öğrenciler için geçerli. Her öğrencinin, üzerinde isminin yazılı olduğu bir saksı var. Oğlum gibi tüm birinci sınıflar bakımı kolay olan çan çiçeklerine sahipler. Sınıflar büyüdükçe daha farklı bitkiler yetiştiriyorlar. Örneğin ikinci sınıflar domates yetiştiriyor. Japonya'ya gelip eğitim hakkında sora sora kadın üniversitelerini soran siyasetçilerimizin belki bundan haberi yoktur ama burada çocuklar eğitimin ilk yılından itibaren toprakla, bitkiyle, sebzeyle, meyveyle, ağaçla, çiçekle haşır neşir ediliyor. Kız erkek ayrımı yapılmaksızın.

10 Temmuz 2019 Çarşamba

Sahilde Bir Sabah

Çocuklar için suda, kumda oyun gibisi yok. Pazar sabahı evde biraz sıkılınca arabaya atladık, henüz bitmemiş olan yağmur mevsiminin getirdiği bulutların gölgesi altında güneşe hasret kalmış sahile geldik. Kulaklarımızda rüzgârın uğultusuna karışan dalgaların sesiyle oyunlara daldık. Çocuklar ıslanmasınlar, üzerilerine kumlar yapışmasın diye ne yaptıysam, ne dediysem olmadı. Çünkü ne araba kirlensin istiyordum, ne de eve dönünce annelerinin hışmına uğramak. Ama o kadar güzel oynuyorlardı, o kadar eğleniyorlardı ki nihayet onları tamamen serbest bıraktım. Dalgaların köpükleriyle ıslana ıslana, ceplerimiz kumlarla dola dola, acıkana kadar oynadık.

6 Nisan 2019 Cumartesi

Birlikte On Yıl

Evliliğimizin on yılını geride bıraktık. Önümüzde onlarcası daha var.

Eşimle olan birlikteliğimiz başlamadan önce birbirinden binlerce kilometre uzakta iki mektup arkadaşından başka bir şey değildik. Anadili Türkçe olan ben ve anadili Japonca olan o, birbirimize İngilizce e-postalar gönderiyorduk. Birkaç günde bir kendimiz ve yaşadıklarımız hakkında yazıyorduk. Günlük stresten uzaklaşıyor, kafamızı dağıtıyor, İngilizce kullanarak alıştırma yapıyorduk. Nereye gittiğimizden neler yaptığımıza, neler yediğimizden kimlerle buluştuğumuza kadar birçok şey paylaşıyorduk. Kendi kültürümüzü, yemeklerimizi anlatıyorduk. Doğum günlerimizde, yılbaşlarında hediyeler gönderiyorduk. Bu hediyeler kendi ülkemize, kültürümüze ait küçük şeyler oluyordu. Örneğin, o bana Japon tatlısı olan moçi göndermişti, ben ona lokum göndermiştim.

Lokum konusuna tekrar döneceğim.

Evlenmeden önceki bir yıllık periyotlar birlikteliğimizin dönüm noktaları oldu. Yazışmaya başladıktan bir yıl kadar sonra o gezmek için Türkiye'ye geldi. Bu ziyaretten bir yıl kadar sonra da ben Japonya'ya gezmeye gittim. İki arkadaş olarak buluştuk. Kendi ülkelerimizde birbirimizi ağırladık. Sonra da tekrar kendi hayatlarımıza döndük. İki arkadaş olarak yazışmaya devam ettik.

Benim ziyaretimden bir yıl kadar sonra bana Türkiye'ye gelmek istediğini ve Türkçe öğrenmek istediğini söyledi. O sırada Çin'de bir üniversitede Japonca öğretmenliği yapıyordu. Türkçeyi de öğrendikten sonra Türkiye'de öğretmenlik yapmak istiyordu. Anadili dışında İngilizce ve Çince bilen bir dil öğretmeninin bu isteği beni gururlandırmış, sevindirmişti.

Türkiye'ye geldiğinde artık daha sık görüşüyorduk. İşte ilişkimiz, daha sık olan bu görüşmelerle birlikte başladı ve o Türkiye'ye geldikten bir yıl kadar sonra evlenmeye karar verdik.

Evlendiğimiz yıl Safranbolu'ya gezmeye gittik. Doğal olarak başımızı nereye çevirsek vitrinlerde yörenin çeşit çeşit, renk renk lokumlarını görüyorduk. Lokum konusu işte burada tekrar açıldı.

Ben çoktan unutmuştum. Gönderdiğim bir paket lokum öyle pahalı bir şey değildi. Neli olduğunu bile hatırlamıyordum. Türkiye'ye özgü bir şeydi sonuçta. Turistik ünü lezzetinden daha fazlaydı. Eşim, ona birkaç yıl önce gönderdiğim lokumları hatırlatıp şöyle anlattı: "Senden paket geldiğini görünce çok sevinmiştim. Açtığımda içinde bu vitrindekiler gibi lokumlar vardı. Hemen bitmesin diye karar vermiştim, her akşam yemekten sonra bir tane yiyordum. Günde sadece bir tane. Onu yediğim zaman mutlu oluyordum. Bütün gün o lokumdan yiyeceğim zamanı bekliyordum. Benim için günün en önemli saati oydu."

Evliliğimizin on yılını geride bıraktık. Önümüzde onlarcası daha var.

30 Mart 2019 Cumartesi

İki Mezuniyet

Biri üç, diğeri altı yaşında olan iki oğlum bu ay okullarından mezun oldu. Bu yaşta ne mezunu demeyin. Japonya'da tüm mezuniyetler çok önemseniyor. Kıyafetler seçiliyor. Planlar yapılıyor. Bildiriler hazırlanıyor, gönderiliyor. Uzun süre titizlikle hazırlıkları yapılıyor. Çünkü bu bir veda. Öğretmenlere, arkadaşlara, velilere, sınıfa, okula veda. Tekrar o okula gelinmeyecek, o üniforma giyilmeyecek, o sınıfa girilmeyecek, o bahçede oynanmayacak.

Bu duyguları taşıyarak hazırlanıyor ve yapılıyor Japonya'da mezuniyet törenleri. Anaokullarda, kreşlerde bile mezuniyet törenleri düzenleniyor. İşte benim de altı yaşındaki oğlum anaokulundan mezun olurken, üç yaşındaki oğlum kreşten mezun oldu. Her iki tören de titizlikle hazırlanmıştı. Yoğun duygular yaşandı. Gözyaşlarını tutamayan öğretmenler, veliler vardı.

Tüm çocuklara birer diploma verildi. Bu diplomalar ileride işe girerken gösterilecek ya da ofisin duvarına asılacak türden diplomalar değil elbette. Hani ender bulunan bir kutu çikolata geçer elinize bir gün. Bir daha asla alamayacağınızı bilirsiniz. Acı tatlı yersiniz çikolataları. Onları saklayamazsınız ama hiç olmazsa kutusunu saklarsınız. Yıllar sonra çekmecenizi açtığınıza gözünüze çarpar, tatlarını hatırlarsınız. Okulda geçirilen acı tatlı hatıraların kutusudur işte bu diplomalar. Her hatıra, tadı damakta kalmış bir çikolatadır.

Ellerini uzatıp diplomalarını aldıkları o an, her gün gözlerinizin önündeyken farkına varamadığınız büyüdükleri gerçeğinin yüzünüze çarptığı andır.

Nisanda oğlum Eren ilkokula, Kayra anaokula başlayacak. Eren, yıllar önce annesinin ve teyzelerinin mezun olduğu ilkokula, Kayra ise abisinin mezun olduğu anaokula başlayacak. Yeni hatıralar biriktirecekler. Onlarla beraber biz de. Sadece ve sadece oğullarımın eğitimini düşünerek yerleştiğim Japonya'da, onların ilk mezuniyetlerini böylece gördüm. Umarım diğer tüm mezuniyetlerini gururla, mutlulukla görürüm.