12 Ocak 2019 Cumartesi

Naçi Şelalesi 那智の滝

Yeni yılın ilk haftası Japonya genelinde tatil haftasıydı. Çocukların okulu ile benim ve eşimin iş yerlerimizin tatil olması, yılın yorgunluğunu atabilmek için iyi bir fırsattı. Bu tatile kısa bir gezi sıkıştırmamak elbette olmazdı. Biz de yılın ikinci ve üçüncü günününde biraz güneye inmeye karar verdik.

2 Ocak sabahı arabamıza atlayıp saat sekizde yola çıktık. Doğu sahili boyunca ilerleyip Wakayama Bölgesi'ne (和歌山県) geçtik. Geceyi geçirdiğimiz Uraşima Oteli'ne varmadan önce okyanusa uzanan sahillerin görkemli manzaraları önünde biraz soluklanmak için birkaç kez durduk. Ancak otele gitmeden önceki esas durağımız Naçi Şelalesi (那智の滝) idi. Yazılı ve çizili tarihi yüzyıllar öncesine dayanan bu şelale ile tapınakların bulunduğu çevresindeki alan UNESCO dünya mirası listesinde bulunuyor.

Burayı yıllar önce ilk kez yaz ayında ziyaret etmiştim. Dağdan düşen su miktarı o günküne göre bu sefer daha azdı. Ama tatil günleri olması ve yeni yıla giren Japonların dua etmek için uğraması sebebiyle bu kez çok daha kalabalıktı. Onlarca dakika sırada bekleyerek kaptığımız otopark yerinden olmamak için tepenin üst kısımlarında bulunan tapınak bölgesine yürüyerek çıkmaya karar verdik. Zaten yorucu olan çıkış sırasında bir de kucak isteyen çocuklarımızı ara sıra taşıyarak ilerlemek yorgunluğumuzu daha da artırdı. Eşim ve çocuklar daha fazla dayanamayınca tapınakların alt kısmında kalan pagodanın bulunduğu parkta dinlenerek beklemeye karar verdiler. Ben ise gelmişken tekrar görme ve birkaç resim çekme fırsatını kaçırmamak için en üst kısımdaki tapınaklara kadar çıktım.

Bölge hem kalabalıktı, hem de bazı yerler tadilattaydı. Tapınakların içinden çok etrafındaki doğa ve manzarayla ilgilendiğim için bu durumdan ben şikayetçi değildim. Eşimi ve çocukları bekletmemek için acele etmek istiyordum ama manzara o kadar güzeldi ki biraz oyalanmaya karar verdim. Doğanın yeşiliyle birleşen denizin mavisine bakarken, bir ara kollarımı iki yana açıp, şöyle bir gerinerek derin bir oh çektim. Ciğerlerimi dolduran temiz havayla tam sarhoş olmaya başlamıştım ki, iki çocukla tek başına başa çıkmaya çalışan eşimden gelen telefon sesiyle kendime geldim. Alelacele yanlarına gidip birkaç dakika soluklandıktan sonra geldiğimiz yoldan inmeye başladık. O gün için artık geceyi geçireceğimiz ve iyice dinleneceğimiz kaplıca oteli Uraşima'dan başka gidecek yer kalmamıştı.

Devamı gelecek..

4 Ocak 2019 Cuma

2019

Yeni yıla girdik. Japonya'da bir hafta tatil olması sebebiyle yılın ilk günlerini dinlenerek geçiriyorum. Araya bir de iki günlük gezi sıkıştırdım, ki bunun yazısını daha sonra yayınlayacağım. Yani yeni yıla güzel girdik. Ancak nedense 2019 yılı için hiç iyi şeyler düşünemiyorum. Gerek dünyadaki politik gelişmeler, insan eliyle bozulan doğanın sayıca ve şiddetçe artarak afetlerle tepki göstermesi, kitlelerin vurdumduymazlığı gibi nedenler buna engel oluyor.

Herkes gibi ben de güzellik yarışmacıları gibi barış filan dilerdim ama en iyisi içimden geçenleri söylemek. 2019'un hiç de hayırlı bir yıl olacağını sanmıyorum. Büyük felaketlerin yaşanacağı ve daha büyüklerinin başlangıcı olacağını hissediyorum. Ölümden ve zulümden başka bir şey aklımda canlandıramıyorum. Yurtta sulh cihanda sulh diyen, dünya tarihinin gelmiş geçmiş en büyük adamının en büyük adımını atmasının yüzüncü yıl dönümü olması dışında hiçbir güzellikle bütünleştiremiyorum. Haydi hayırlı seneler!

8 Aralık 2018 Cumartesi

Obentou

Eşim her sabah hepimizden önce kalkıp çocuklara kahvaltı hazırlıyor. Kahvaltıyı hazırlamak çok zaman almıyor ama hem kendisi hem de benim için obentou (お弁当) hazırlaması biraz zaman alıyor. Obentou bir Japon geleneği diyebiliriz. Eğer şirketin öğle yemeği servisi yoksa, çalışanlar ya dışarıda yemek yiyorlar ya da evde hazırlayıp getirdikleri yemekleri yiyorlar. İşte evde hazırladıkları yemeğe obentou deniyor.

Mağazalarda çeşit çeşit obentou kutuları satılıyor. Yaşa göre, kapasitesine göre resimlisi, şekillisi, küçüğü, büyüğü birçok çeşidi var. Eşim hepimiz için birer kutu almıştı. Çocuklar okulda, biz de işte onun hazırladığı obentouları öğle yemeğinde yiyoruz.

İşte bu kısa yazıyı da aslında bunun için yazıyorum.

Eşim, sadece karnımız doysun diye değil gözümüz doysun diye de özene bezene hazırlıyor. Hatta üstüne bir de kalorisini, proteinini, vitaminini, mineralini hesaplayarak hazırlıyor. Öncesinde de haftalık alışverişini bu hesaplara göre yapıyor. İş yorgunluğunun ardından aç karnına obentou kutumu açınca da işte böyle manzaralarla karşılaşıyorum. Perşembe ve cuma günkü öğle yemeklerimin, yani afiyetle yediğim obentoularımı siz de görün istedim.

31 Ekim 2018 Çarşamba

Kongoushou-ji Tapınağı (金剛證寺)

Önceki bölüm: İnci Yolu ve Gök Yolu

Yol üzerindeki son durağımız, geçmişi 825 yılına uzanan Kongoushou-ji Tapınağı (金剛證寺) idi. Japonların en kutsal yeri olan İse Jingu'nun (伊勢神宮bkz. Ise Jingu, ayrıca bkz. Sonbaharda Naiku) kuzeydoğu koruyucusu olarak bilinen bu tapınak, en önemli hac duraklarından biri. Edo Dönemi'ne (1603-1868) ait ünlü bir halk şarkısı, "İse'ye gidersen Asama Dağı'na çık, Eğer çıkmazsan haccın yarım kalır" demektedir. Hemen belirtelim, İse Jingu bir Şinto tapınağı, Kongoushou-ji ise bir Budist tapınağıdır. Yani iki farklı dine ait tapınaklardır. Böylece bahsi geçen hac, belirli bir dinin hac yolculuğu olmamaktadır. Hem Şintoizm hem de Budizm Japon kültürünün bir parçası halindedir. Dolayısıyla hem burada hem de diğer birçok yerde bahsedilen farklı hac yolculuklarının dinsel değil kültürel olduklarını söylemek yanlış olmayacaktır.

Kongoushou-ji Tapınağı'nın avlusundaki merdivenlerin aşağısında bir gölcük bulunuyor. Suyun üstü nilüferler ile kaplı. İçinde iri, renk renk Japon balıkları yaşıyor. Kullanıma açık olmayan kırmızı ahşap köprü, küçük gölcüğün karşılıklı iki kıyısını birleştiriyor. Burasını bir de nilüferlerin çiçek verdiği dönemde ziyaret etmek ayrı bir keyif olsa gerek. Tapınağın sağ tarafında uzanan yürüyüş yolu takip edildiğinde karşınıza görkemli bir geçit kapısı çıkıyor. Gokuraku-mon (極楽門), yani tam çevirisiyle Cennet Kapısı adlı bu geçit, sağlı sollu dizili, üzerilerinde yazılar bulunan ince uzun ahşap sütunlardan oluşan bir yola ulaşıyor.

Bahsettiğim tüm bu yapılar yüksek ağaçların gölgesinde kalıyor. Doğal olan hiçbir şeye dokunulmamış. Göl, tapınak, geçit kapısı ve insan elinin diğer tüm yaptıkları orman içindeki boşluklara inşa edilmiş. Hatta burada hiçbir şey yokken inşa edilmişler de etrafındaki orman yıllar yılı sonradan oluşmuş gibi bir hisse bile kapılıyorsunuz. Ağaçların altına dizili heykelcikler, yazıt taşları, üzerilerinden geçen zamanın etkisiyle aşınmış ve yosunlanmış görüntüleriyle Indiana Jones gibi filmlerin arkeolojik keşif sahnelerini andırıyor.

Vaktin iyice daralmasıyla buradan ayrılmak zorunda kaldığımızda görmediğimiz bir şey kalmış mıdır diye merak ediyorduk. Gök Yolu'ndan çıkıp eve dönüş rotasına tekrar girdiğimizde ne kadar yorulmuş olduğumuzu yeni fark ettik. Eve varış için artık az bir süre kalmasına rağmen çocuklar ve eşim hemen uykuya daldı. Arabayı kullanmak zorunda olan ben ise eve kadar beklemek zorundaydım.